R. F. Kuang’ın Sarı Yüz adlı romanı, son dönemlerin en çok ses getiren kitaplarından biri. Okuyanları adeta ikiye bölen, oldukça tartışmalı bir metin.
Hikâye, edebi yeteneği sınırlı bir yazarın, ölen Asyalı yazar arkadaşının eserini sahiplenmesiyle başlıyor. Ancak bu olay yalnızca bir zemin; asıl mesele, yazarın dikkat çekmek istediği daha derin yapısal sorunlar. Kuang, yayıncılık sektörünün ikiyüzlü tutumlarını, kimlik tartışmalarını, kültürel sahiplenme meselesini, çeşitlilik söylemlerinin nasıl araçsallaştırıldığını ve sosyal medyanın linç kültürünü acımasız bir dille deşifre ediyor.
Çeşitlilik adına kimlerin, hangi koşullarda parlatıldığını, kimin hikâye anlatmaya hak kazandığını, çok satanların daha piyasaya çıkmadan nasıl belirlendiğini ve sektörün yüzeysel, PR odaklı yapısını sert bir dille sorguluyor.
Tüm bu meseleleri masaya yatırması son derece kıymetli. Ancak metnin edebi derinliğinin oldukça sınırlı olduğunu düşünüyorum. Yazarın dili ve anlatım tarzı fazla gündelik. Hikâye beni içine çekse de tam olarak aradığımı bulduğumu söyleyemem.