Yalnızca kadın yazarların eserlerini yayımlayan Medusa Yayınları’ndan çıkan Claire Dederer’in Canavar adlı eseri, sanatçı ile eser arasındaki ahlaki gerilimi sorgulayan çarpıcı bir deneme kitabı. Yazar, Woody Allen, Roman Polanski, Vladimir Nabokov gibi tartışmalı figürler üzerinden “Bir sanatçının özel hayatı onun eserini nasıl etkiler?” sorusunu cesurca masaya yatırıyor. Sonuçlar ise oldukça çarpıcı.
Metnin belki de en önemli yönü, yalnızca sanatçılara değil, onları tüketen izleyiciye de odaklanarak bu karmaşık sürece bizleri de dâhil etmesi. Ve diyorki: “Bir sanat eserini tüketmek, iki farklı yaşamöyküsünün buluşması anlamına gelir: Sanatçının yaşamöyküsü sanat eserine bakışı zedeleyebilir; seyircinin yaşamöyküsü sanat eserine bakışını şekillendirebilir. Bu, her seferinde yaşanır.”
Sonuç olarak, Canavar çok okunan ve sevilen bir metin olsa da benim için zaman zaman yorucu bir okuma oldu. Bunun başlıca nedeni, yazarın bazı bölümlerde fazlaca öznel bir çizgiye kayarak nesnel eleştiri dozunu azaltmasıydı. Yine de Canavar, sanatı seven ama etik soruları görmezden gelemeyen okurlar için sarsıcı ve önemli bir eser.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Bir sanat eserini tüketmek, iki farklı yaşamöyküsünün buluşması anlamına gelir: Sanatçının yaşamöyküsü sanat eserine bakışı zedeleyebilir; seyircinin yaşamöyküsü sanat eserine bakışını şekillendirebilir. Bu, her seferinde yaşanır.
Jamaica Kincaid’in kaleminden çıkan Annemin Otobiyografisi, en az yazarın kendi yaşam öyküsü kadar ilgi çekici ve sarsıcı bir metin. Nasıl desem… Sanki bir isyan, bir başkaldırı. Ama neye? Kadınlık olarak tanımlanan her şeye, herkese.
Anlatıcımız Xuela, “Annem ben doğduğum anda öldü,” diyerek başlıyor hikâyesine. Hatırladığı ilk anılardan başlayarak, bir kız çocuğu olmanın nasıl da sahipsizlik hissi verdiğini, sanki boşlukta süzülürcesine geçen yıllarını anlatıyor bizlere.
Sonra kadın oluyor. Öfkesini, cinselliğini, bedenini, rahmini nasıl da kurutuşunu okuyoruz. Eğilip bükülmeyen, sert bir karakter oluşunun nedenlerini bir bir anlıyoruz.
Yazarın yaşam öyküsünden bağımsız düşünülmesi güç bir metin bu. Göç, din, sömürgecilik ve ahlak gibi derin konuların çevresinde dolaşan, tüm bunları soğuk ama çarpıcı bir dille ifade eden vurucu bir eser. Çok sevdim.