“Eğer bir acıyı dindiremiyorsan ondan kurtulmanın tek yolu, kendini daha büyük bir acıya maruz bırakmaktır.”
Herkese Merhabalar
Film gibi bir kitap okudum, her sayfasında merak heyecan ve aksiyon asla düşmedi ve son sayfada ben kendimi ağlar vaziyette buldum.
Aaahhh bu kitap beni çok fazla etkiledi.
Kitapta aile, dostluk, güven sadakat ve en ağır işlenen konu kesinlikle intikam ateşiydi.
Kitap genç bir gazeteci olan Bennett’in mahkum Jason ile röportaj yapmak istemesiyle başlıyor. İlk başta röportaj vermeyi reddeden Jason Olivia adını gazeteciden duyduktan sonra kararını değiştirir.
Babası basketbolda hakemlik olarak ek iş yapan Jason’ın bir akşam eve hiç tanımadığı bir adamın gelmesi ve Jasonla da bir oyun oynaması üzerenedir. Ertesi gün ise Jason’un annesi ve babası için komşularına onlar az önce cennete gittiler cevabı olacaktır
Devlet korumasına alınan Jasonun peşini burada da aksilikler bırakmaz ama aynı zamanda kendisini daha sonra evlat edinecek olan Martin ile de burada tanışır.
Martin ve Gina siyahi evli çift hem Jasonu hemde otistik Olivia’yı da evlat edinmiş ve beyaz yumurtalarım diye adlandırmıştır.
Jason eğitim hayatı sonrasında psikolog olarak yaşamını devam ettirir ve ayrıca Emma adında güzel kadına da aşık olur ve evlenir. 3 çocuğu ve eşiyle mutlu bir şekilde devam edilen aileye küçük bir erkek çocuğu daha dahil olmuştur. Larry bir gece ateşlenir ama Emma ne yaptıysa onu uykusundan uyandıramaz ve mecburen araba kullanımını bilmese de çocuğu alıp gitmeye çalışır ancak maalesef ki trajik kaza sonrası küçük Larry’i kaybederler. Bütün bu olaydan sonra Jason’un hayatı tepe taklak değişmeye başlar. Emma Larry’nin ölümünden Jasonu sorumlu tutar ve ayrılırlar.
Bu sırada Kayınbirader Rilley patronu ve hapishanedeki abisi ile uyuşturuculuk yaparak büyük paralar
Deniz gibi derin hem sessiz bir ruhtur o. Dalgaları duyulacak kadar güçlüdür.
Yıkıcı şiirleri yoktur. Ama onun başına yıkmışlardr sessiz bir ölümü.
Dünyayı incitmeden görebilenlerin şairdir bence. Her bir kelimesi hem bir nefes hem de bir yankıdır. Başına gelecekleride hissetmiş olsa gerek ki,
Ey otel; ülkemin ta kendisisin sen benim!
der bir dizesinde. Yanacak ateşi yıllar önce bir köz gibi taşımış satırlarında,
" Sımsıkı tutmak avucunda bir közü."
O acı günleri bırakırken ardında,
"Kül size kaldı, rüzgâr benimledir" der.
Şiirlerindeki sessizlik gibi sessizce olur gidişide. Vedası eksik bir şairdir.
Bir bad'ı sâbâ hayali kuran anadoluda rüzgarlar sert eser. Sivasın havasını bilen bilir ayazı ayazdır. Temmuzda ayaz vurur mu,vurur bu coğrafyada.
"Hangi suç taşır cezasını yanında?"
Sahi kim suçluydu, Hâbil mi, Kâbil mi?
İlk taşı kim atmıştı? Taşın bile ruhu vardır diyen Animistler bu taşları tanır mıydı?
Bir anadolu türküsünde der ki, çağrışır bülbüller gelmiyor bağban. Gülden anlamayanlara yolu düşmüşse payına harlı bir nâr düşer.
Bir şair ölünce ardından şiirleri okunurmuş, okuyun Kuşlu Gazeli. Kuşlar konsun mezarlardan yükselen baharlarımıza
Bu arada Mazlum Çimende güzel söyler ama İlkay Akkaya sesine konan kuşlar başkadıryoutu.be/lcaq5bB2Vdo?si=...
Şu an apaçık görebiliyorum ki bütün bu olanların bir tımarhanedekinden hiçbir farkı yokmuş, ama o zamanlar bunu ben sadece belli belirsiz sorguluyordum ve bütün deliler gibi ben de kendim dışındaki herkese deli diyordum.