Aynı şarkıyı tekrar tekrar dinleyen deli, :) eksik olmayan adam, sinir fakiri, kendisinin terapisti, gök gözlü, mavi sever, fotoğraf çeker, öz yurdunda gurbetçi...
Ben şuna dikkat etmişimdir ki, en kuşkulu insanlar çoğu zaman en kötü niyetliler arasından çıkıyor. Yüreği temiz olan, başkalarının gıllıgışlı olabileceğini kolay kolay aklına getiremez.
O gün, orada, onun karşısında çocuk kafamın koyduğu ilk teşhis şu oldu: Bu gözlerden hiçbir şey kaçmaz arkadaşlar. Bu adam kandırılamaz, aldatılamaz. Bu adam mugalataya, laf cambazlığına pabuç bırakmaz. Bu adam, bilmek için öğrenmiş olmaya ihtiyacı olmayan, bildiğini bilen, bilmediğini de şıp diye sezen bambaşka bir insandır.
Ona bir şey anlatmak, izahat vermeye kalkmak fuzulidir, manasızdır, saygısızlık, haddini bilmezliktir. Müdürle hocanın şimd onun karşısında bu kadar gülünç görünmeleri işte bundandır. Onun kimseyi dinlemeye ihtiyacı yoktur.
Peki, mademki Atatürk her baktığı insanın ciğerini dahi okuyordu, nasıl olup da etrafını saran mideci dalkavukların ikiyüzlülüğünü anlayamıyordu?
Bu sorunun cevabı zihnimi sonraları da bir hayli kurcalayıp durmuştur. Bana kalırsa, Atatürk, hiçbir zaman onların oyununa kanmış değildi. Bence, onlara bile bile yüz vermesinin tek sebebi, evet tek sebebi... Sadece biraz gülüp eğlenmek ihtiyacından ileri geliyordu. Zira dünyada hiçbir şey, karşısındakinikandırdığını sanan bir budalanın sevinci kadar komik değildir.
Bu, acizane, bendenizin buldugu, uydurdugu bir izah şekli.
Beğenmeyen kabul etmez.