"Yusuf'u götürüp kuyunun dibine bırakmaya karar verdikleri zaman.."
(Yusuf,12/15)
Hayat defterinde zor bir sayfa,
Hayatının en güzel sayfalarına bir başlangıç olabilir,
O halde Allah hakkında hüsnü zan besle!
Hâlık’ın nâmütenahi adı var, en başı “Hak”,
Ne büyük şey kul için hakkı tutup kaldırmak!
Hani Ashâb-ı Kirâm ayrılalım derlerken,
Mutlaka “Sûre-i ve’l- asr”ı okurmuş, bu neden?
Çünkü meknûn o büyük surede esrâr-ı felâh,
Başta imanı hakiki geliyor, sonra salâh,
Sonra hak, sonra sebât. İşte kuzum insanlık,
Dördü birleşti mi, yoktur sana hüsran artık.
Bugün Batı dünyası, haksızlığını, hak diye gösteren hünerli bir gözbağcı, Doğu âlemi de bu gözbağcıya mahkûm ve ana hazinesinin anahtarını, ceketinin astarında kaybetmiş bir sarsaktan başka bir şey değil...
Hz. Ömer'in meşhur adaleti şehri teslim almaya giderken de ortaya çıkmıştı. Zira Hz. Ömer Kudüs'e gelirken kölesiyle devesine nöbetleşe biniyor ve deveyi de dinlensin diye ara ara boş götürüyordu. Kudüs'e yaklaştıklarında deveye binme sırası kölede olduğundan, Kudüs halkı deve üzerindeki köleyi halife zannederek secde etmişlerdi. Köle de onları Allah'tan başkasına secde edilmez diye uyarmıştı.
Bu olay üzerine Patrik Sophronius, böylesine adaletli olan Müslümanların Kudüs'e olan hakimiyetinin kıyamete kadar süreceğini düşünürek ağlamıştı...