Bir kuşağın sessiz isyanları, yıkımları ve buhranının hikayesi Bütün Dünlerimiz.
2. Dünya savaşı süresince İtalya'da faşist rejimin boyunduruğunda ilk bireyin, ailenin ve bütün bir toplumun adım adım çöküşe ilerlemesi.
Babasının hiç bıkmadan yazdığı anı kitabının rejimi sarsmaya hatta belki faşist düzeni yıldırabileceğini sanan en başta kendisi ve bütün çevresiyle kavga eden dul bir baba, buruk yazısına karşı tutunmak için çare arayan İppolito, evin her işine yetişen aile dostu Bayan Maria, varlıklı komşularının mevcudiyeti ve her şeye şahit olan Anna.
Eser çok büyük bir çıkarım ya da farklılık vaatlerinde bulunmuyor ilk sayfalardan itibaren, her şey çok olağan ve alışılagelmiş yalın bir üslupla yer yer olaylar yer yer küçük detaylarla kişiyi o dönemin ve çevrenin içine çekiyor bu yüzden eseri beğendim. Hatta çok sevdiğim Özel Bir Gün filmini bile anımsattı bana.
"Zamanın hem içindeydi hem dışındaydı."
Şu zamana kadar okuduğum beni en çok etkileyen eserlerden biri oldu Ressam Avni'nin Son Yılı.
Öncelikle itiraf etmek gerekirse başta kurgu Avni Arbaş'ın hayatından mı değil mi pek emin olamadım.
Kimdir Avni Arbaş diyenler için, kendisi cumhuriyet tarihimizin ilk ressamlarından, Maarif Vekili Hasan Ali Yücel'in desteğiyle yurt gezilerine katılmış bir süre Siirt'te desenler ve çalışmalar sürdürmüş, Devlet Güzel Sanatlar Akademisi'nde eğitim görmüş orada yerli yabancı ve çağdaşı olduğu onlarca sanatçıyla beraber yetişmiş.
Fransa hükümetinin verdiği bursla Paris'e gitmiş, maddi imkansızlıklarla boğuşurken sergiler açıp çalışmaları için dört elle tutunmuş bir isim Avni Arbaş.
Abidin Dino, Fikret Mualla, Selim Turan'la beraber Paris Türk Ekolü sanatçılarından biridir.
Turhan Kayaoğlu onun hayat hikayesi ve mücadelisiyle yurdunun sırt döndüğü için yapayalnız kalan, yurdu için tutunurken değil resim en temel insan haklarından muhtaç yaşayan halkı arasındaki yalnız yoksunluğuna dönüşünü yer yer mektuplar yer yer çabalarıyla anlatmış.
Çok etkilendim, neden böyleyiz neden böylesine yoksuluz hayattan sorusunun acı cevabını buldum bu eserde bu yüzden herkese şiddetle tavsiye ediyorum. Okuyun, okutun.
"Sessizliğin bilinmeyen dilini mi? Bir çiğ damlasının korkunç ağırlığını mı? Hepsinin kendi başına anlamı olan - neydi anlamları peki? - milyonlarca milyonlarca çakıltaşından birinin insanın içini burkan güzelliğini mi?"
Vladimir Nabokov'u ilk kez okudum ve çok beğendim, yazarın kendi hayatından bir hayli izler barındıran bir eser Sebastian Knight'ın Gerçek Yaşamı.
Kim bu Sebastian? Nereden gelmiş? Ailesi, çevresi ve içine doğduğu hayatta ki konumu, kimliği nasıl?
Sebastian Knight bir yazar, kimine göre kapalı bir kutu, kimine göre kimliği bile olmayan koca bir soru işareti.
Her bir sayfasında biraz daha tanıyoruz Sebastian Knight'ı, adım adım hayatının ve yazdıklarının hatta çevresinin bizzat bir ferdi olup yaşamına şahit oluyoruz.
Mutlak son geldiğinde ona veda etmek için bile elini tutuyoruz..?
Nabokov'un üslubunu ve çıkarımlarını sanki sakin fakat kapalı bir havada yağmuru mu beklesek yoksa güneş açar mı diye düşünürken o anlatılması hayli ince anın içine çekmesini çok ama çok beğendim, herkese tavsiye ederim.