Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
New York’tan Buenos Aires’e giden bir yolcu gemisinde yaşanan olayları ve satranç turnuvasını anlatan kitapta Dr B. adında bir yolcunun satrancı nasıl öğrendiği, öğrenirken neler yaşadığı ve satrancın onun hayatında ne noktaya geldiği anlatılmaktadır. Bu yolculukta Dr B. ile Mirko Czentovic adında kurgusal bir satranç şampiyonu karşı karşıya gelmektedir.
Dönemin şartlarını sembolize ederek okuyucuya sunan Zweig bu konuda oldukça başarılı olmuştur. Soğuk, cahil, sanattan ve kültürden anlamayan, iletişim kuramayan, kuralcı ve bununla birlikte çocukluk ve gençlik yıllarının bir kısmını akıl geriliğinin tüm belirtilerini göstererek geçirmiş ve bir papazın merhametiyle büyümüş olan Mirko Czentovic her maçını kazanmakta, satrancı sadece kazanmak için oynamaktadır. Czentovic; Zweig’a göre Nazilerin dolayısıyla faşistlerin bir sembolüdür. Çünkü yaşamı incelendiğinde Nazi Almanyası’nın yaptıklarından oldukça etkilenmiş bir kişi olması sebebi ile Naziler hakkında düşündüğü sıfalatları Mirko Czentovic üzerinde toplamıştır. Nazi Almanyası karşısında bir bir düşen Avrupa devletlerini temsilen Czentovic’in güçsüz ve zengin rakiplerini tanımayan karakterleri seçmiştir Zweig.
Dr B. ise türlü zorluklar yaşamış ve bu zorlukları Naziler’den görmüş bir kişiliktir. Dolayısıyla yazar kendinden olan parçaları Dr B. ile bütünleştirmiştir. Yazarın ölümünden önceki son romanı olması sebebi ile duygusal çalkantılarını Dr B.’den tecrübe etmekteyiz.
Not: İnceleme alıntıdır.
... Hem ayrıca, bu dünyada bir zamanlar Rembrandt'ın, bir Beethoven'in, bir Dante'nin, bir Napoleon'un yaşadığı hakkında en ufak bilgisi bulunmayan birinin kendini büyük bir insan sayması son derece kolay değil midir?
Halil Cibran’ın, “Ermiş” adlı kitabı, 54 sayfalık incecik bir kitap. Fakat içinde kocaman bir dünya var. El Mustafa adlı bir adam, 12 yıl kalmış olduğu şehirden ayrılırken ahali tarafından durdurulur. Ve insanlar El Mustafa’ya aşka, evliliğe, çocuklara, yemeye ve içmeye, çalışmaya, sevinç ve kedere, özgürlüğe, zamana, iyilik ve kötülüğe, güzelliğe, ölüme ve hayattaki daha pek çok konuya dair fikirlerini sorar, gitmeden önce ondan son bir “düşünce” koparmaya çalışırlar.
El Mustafa’nın ahaliyle paylaştığı hayat görüşleri, zamana meydan okuyan, her dinden ve her yöreden insana seslenebilen, düşündürücü nitelikte. Bazen kimi cümleleri tekrar tekrar okuduğunuz oluyor. Yazılan her cümle hayatınızın rotasını değiştirebilecek potansiyelde… Aslında böyle söyleyerek beklentiyi yükseltmek istemiyorum, sonuçta her insanın bir kitaptan aldığı bal farklıdır fakat gerçekten almak isteyerek okuduğunuzda çok şey kazandıran bir kitap.
Kimileri bahsedilen ermişin, “Hz. Muhammet” kimileri ise “Hz. İsa” olduğunu söylüyor. Fakat ne önemi var ki? Satırlarda yüzmeyi, isimleri unutmayı deneyin. Ve eğer ölmeden önce okunması gereken kitaplar adlı bir listeniz varsa, Ermiş’i de baş sıralara ekleyin derim.
NOT: İNCELEME ALINTIDIR. (Aynı fikirlerde olduğum için karşılaştığım bir incelemeyi paylaşmak istedim.)