Elif

Elif
Vouz allez apprendre, vouz allez créer..
Eskiden özgürlüğü dilimden düşürmezdim. Onu kahvaltıda ekmeğime sürer, bütün gün ağzımda çiğner, dünyaya özgürlükle ferahlatılmış tatlı bir nefes salıverirdim. Bana karşı çıkan herkesin kafasına bu görkemli sözcüğü vururdum, arzularımın ve gücümün hizmetine koşuyordum onu. Yatakta uyuyup kalan kadın arkadaşlarımı yüzüstü bırakıp kaçmak için kulaklarına bu sözcüğü mırıldanırdım. Damlatırdım onu... Bakın yine coştum, ölçüyü kaçırıyorum. Sonraları özgürlüğü daha çıkarsız kullanır oldum, iki-üç kez de savunmak durumunda kaldım, tabii işi onun uğruna ölmeye vardırmadan, ama bazı riskleri göze alarak. Bu ihtiyatsızlıklarımın bağışlanması gerekir, ne yaptığımı bilmiyordum. Özgürlüğün bir ödül ya da şampanyayla kutlanan bir nişan olmadığını bilmiyordum. Bir armağan, insanın ağzını tatlandıran bir kutu şeker olmadığını da. Hayır, tersine, bir angaryaydı o, insanın yalnız başına girişip bitkin düştüğü bir uzun mesafe koşusu. Ne şampanya vardı ne de insana şefkatle bakarak kadeh kaldıran dostlar. Ürkütücü bir odada yalnızdınız, yargıçların karşısındaki bölmede yalnız, kendinizin ya da başkalarının yargısı karşısında karar vermekte yalnız. Her özgürlüğün ucunda bir yargı vardır; işte bu yüzden özgürlüğün yükü son derece ağırdır, hele ateşiniz ya da ağrınız varsa yahut kimseyi sevmiyorsanız.
Sayfa 91
Reklam
Örneğin, insanların doğum günümü unutmalarından hiç yakınmıyordum; bu konudaki sessizliğime belli bir hayranlıkla şaşıp kalıyorlardı. Oysaki kayıtsızlığımın nedeni daha derinlerde gizliydi: Kendime acıyabilmek için unutulmayı istiyordum ben.
Sayfa 61
Edebiyat
Kendimizden iyi olanlara nadiren sırrımızı açarız. Onların yanından daha ziyade kaçarız. Tersine, çoğu zaman kendimize benzeyen ve zayıf yanımızı paylaşan kimselere açarız içimizi. Demek ki kendimizi düzeltmeyi ya da iyileştirmeyi istemeyiz: Çünkü bunun için önce kusurlu diye hüküm giymek gerekir. Halbuki yalnızca acınmayı ve yolumuzda cesaretlendirilmeyi dileriz. Kısacası hem suçlu olmamayı hem de kendimizi arındırmak için çaba göstermemeyi isteriz. Yeterli hayasızlık da yoktur, yeterli erdem de. Ne yeterince kötüyüz ne de ahlaklı. Dante'yi bilir misiniz? Sahi mi? Vay canına! Dante, Tanrı ile Şeytan arasındaki mücadelede tarafsız meleklerin de bulunduğunu kabul eder, bilirsiniz o halde. Onları, bir çeşit cehennem girişi olan, vaftizsiz ölen çocukların konulduğu dehlizlere yerleştirdiğini de. Biz o dehlizdeyiz, aziz dostum.
Sayfa 60
Edebiyat
Bilhassa da dostlarınız onlara karşı içten davranmanızı istediklerinde inanmayın. Onlar yalnızca, kendileri hakkında sahip oldukları iyi düşünceleri korumanızı, içtenlik vaadinize fazladan bir güvence sağlamanızı beklerler. İçtenlik, nasıl dostluğun koşullarından biri olur? Her ne pahasına olursa olsun gerçeği sevmek, hiçbir şeyi kollamayan ve hiçbir şeyin kendisine direnemeyeceği bir tutkudur. Bir kusurdur, bazen de bir rahatlık ya da bencilliktir. Eğer böyle bir durumda kalırsanız hiç çekinmeden doğruyu söyleyeceğinize söz verin ve en iyi yalanı söyleyin. Böylece gönüllerinde yatan arzuya yanıt vermiş ve onlara sevginizi iki kez kanıtlamış olursunuz
Sayfa 60
Edebiyat
Mutluluğunuz ve başarılarınız, ancak bunları cömertçe paylaşmaya razı olduğunuz takdirde affedilir. Ama mutlu olmak için başkalarıyla fazla ilgilenmemek gerekir. Bu noktada çıkış yolları kapanır.
Sayfa 58
Edebiyat