Ziya Gökalp 1876-1924 yılları arasında yaşamış, dönemin getirdiği kargaşanın içinde ‘ülke nasıl kurtarılır, vatan, millet nedir?’ gibi sorulara cevap aramıştır. Türk toplumunu anlamaya ve geliştirmeye yönelik bu çabası onu Türk sosyolojisinin öncü isimlerinden biri haline getirmiştir. Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere çağdaşı olan pek çok isme fikir vermiş, kendisinden sonraki nesillerin düşünce dünyalarının oluşumuna katkıda bulunmuştur. Eserlerinde hars, medeniyet, millet, mefkûre kavramlarını tanımlamış, Türkçülük, İslamcılık akımları ve bu akımların nasıl gerçekleştirilebileceği üzerinde durmuştur. Muasırlaşmak nedir, nasıl gerçekleştirilir?, milli lisanın önemi gibi konular üzerinde durarak Türk toplumunun mevcut durumunu incelemiş, tespitlerde bulunmuş ve çözümler üretmiştir.
Üç Cereyan
Ziya Gökalp yaşadığı dönemde sıklıkla tartışılan akımlar içerisinde üç cereyan adını verdiği Türkçülük, İslamcılık ve Batıcılık üzerinde durmuştur. Genel kanının aksine bu üç akımın birbirine zıt olmadığını, tam aksine birbirini desteklediğini savunmuştur. İlk olarak Türkçülüğü Türk milletini yükseltmek olarak tanımlayan Gökalp millet kavramı ve Türkçülüğün çeşitleri üzerinde durmuştur. Ona göre millet: ’Lisanca, dince, ahlakça, bediiyatça müşterek olan yeni aynı terbiyeyi almış fertlerden mürekkep bulunan bir zümredir.’ Millet kavramı ırktan, kavmiyetten, coğrafyadan, fertlerin isteklerinden bağımsızdır. Çünkü bunların hiçbiri toplumsal davranış ve olaylarda tek başına belirleyici değildir. Bir toplumda yetişen bireylerin ortak bir lisan ve kültürü kazanarak ulaştıkları nokta millet olma noktasıdır. Millet olma milli vicdanın uyandığı aşamadır.
Gökalp’in millet kavramını tanımlaması ‘mefkûre’ kavramını da ortaya koyar.’ Bir millet felakete uğradığı zaman fertler kendi