Feyza

Halbuki bir milletin, medeniyet yarışında kullanacağı ilk vâsıta lisandır. Çağdaş medeniyetlerle eşit, zengin bir lisânı olmayan hiçbir millet, o medeniyet dünyâsında “söz sâhibi” olamaz. Medeniyetleri anlamak, lisanla; ilimleri, fikirleri, sanatları ve her şeyi anlamak, ancak zengin bir lisanla mümkündür. Bunun içindir ki bütün medenî şahlanışlar târihin her çağında ve coğrafyanın her yerinde ancak lisanları zengin milletler tarafından yapılmış ve yapılmaktadır. Lisanları zengin olmayan milletler herhangi bir medeniyette söz sâhibi olmak isteyince, başkalarından ödünç lisan almışlar ve bâzan, asırlar boyunca, başkalarının lisânını kullanarak yükselmiş, hattâ başkalarından alınmış bu lisanlarla, öteki milletlere hâkim medeniyetler kurmuşlardır.
Sayfa 281·Kitabı okudu
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Yahyâ Kemal, Türkiye Türklüğü’nün daha İstiklâl Savaşı’ndan sonra, yeni bir millet olmaya çalıştığı yıllarda Türkçe için şöyle düşünüyordu: “Lisan bahsi açıldıkça hâlâ mı o bahis? diyerek bezginlik gösterenler, bana, acınmaya lâyık, gözlerini gaflet bürümüş, en zavallı kayıtsızlar gibi görünüyorlar. Vatan bahsi açıldığı bir yerde hâlâ mı o bahis; diyecek bir Türk, menfur bir kayıtsızlık göstermiş sayılır. Bu telakki, lisan bahsine olan kayıtsızlığa karşı da bu derece vâriddir. Vatan fikri bizde daimâ vardı; fakat, Namık Kemal'in bu fikri kalbimizde yeni bir nefesle uyandırdığı günden beri daha uyanığız. Onun vatan fikrini uyandırdığı gibi, bir dîğer Türk şâiri çıkıp da lisan fikrinin kudsîliğini uyandırsaydı bize öğretseydi ki: Bizi ezelden ebede kadar bir millet hâlinde koruyan, birbirimize bağlayan bu Türkçe’dir, bu bağ öyle metin bir bağdır ki vatanın hudutları koptuğu zaman bile kopmaz, hudutlar aşırı yine bizi birbirimize bağlı-tutar. Türkçenin çekilmediği yerler vatandır. Ancak çekildiği yerler vatanlıktan çıkar, vatanın kendi gövde ve rûhu Türkçedir. Bu bağ milyonlarca Türk’ü birbirinden ayırmıyor; fakat dimağdan dimâğa kalbden kalbe geçmiş bir teldir ki yarın Türk edebiyâtının âteşin, feyyâz, ceyyid bir devresi açılırsa, millî rühu bir elektrik seyyâlesi gibi bütün o dimağlar ve kalblerden geçirerek bu kitleyi yekpâre bir halde ayağa kaldırır. Heyhat bir kimse zuhür edip de lisan fikrini kafalarımızda kudsîleştiremedi. Tiirkçebri sevmiyor değil seviyoruz. Fakat tıpkı, vatanı Nâmık Kemal ’den evvel sevdiğimiz gibi. Bu kâfi değil. Lisan fikri bizim kafalarımızda henüz tâlî bahislerle yer tutmuş bir fikirdir. Zannediyoruz ki bu bahisle ancak lisan'meraklıları, edîpler, muallimler alâkadardırlar. Ah bu gaflet, gafletlerimizin en büyüğüdür.”
Sayfa 236·Kitabı okudu
Vaktiyle bir yazımda, “Medeniyet denilen şey, insan topluluklarının her mevzûda “yapı” devrinden “mîmârî” devrine geçmeleridir.” diyordum. Yapı, hendesenin bir ' ruh, bir mâneviyat, bir kültür, bir tefekkür ve bir heyecanla birleştiği zamanlarda “mîmârî”dir. “Mimar”, bir vatan toprağında bir milletin, hattâ milletlerin hayâline, göz önünden giderilemeyecek güzellikte bir eser yaratabildiği zaman mimardır.
Sayfa 157·Kitabı okudu
Bugün, bilmem, Türkiye’de Fuzülî’yi, önce hiç tanımayanlar, sonra, tanıyıp da okuyamayanlar nihâyet okuyup da anlamayanlar yanında bir de Türk şâiri saymayanlar bulunduğunu bilir misiniz? İleri sürülen sebep, bu en büyük şâirimizin, eserlerini, Türk diliyle değil de Arabî ve Fârisî ile yazdığı iftirâsıdır. Halbuki Fuzülî, sâdece büyük bir şâir; birçok ilim dallarında ihtisas yapmış, kudretli bir âlim ve o ölçüde büyük bir mütefekkir değildir; aynı zamanda samimi bir T ü r k ç e c i, bir “Türk dili milliyetçisi”dir. İzah edeyim: Biz, iki asırdan beri, sözüm ona, batı medeniyetine mensubuz. Buna rağmen, herhangi bir batı dilini, o dilin edebiyâtına şâheserleri' kazandıracak kadar iyi bilen tek bir Türke ben raslamadım. Eskiler ise, mensübu oldukları İslâm medeniyeti dillerini, o dillerin en üstün seviyesinde eserler verecek kadar iyi bilirlerdi. Çünkü o devirlerde bir medeniyete “Türk üslübu”yla girmek demek, en kısa bir zamanda, o medeniyetin hâkim milleti olmak demekti.
Sayfa 108·Kitabı okudu

Feyza

, bir kitap okudu
Puan vermedi·207 syf.·
2019 3. kitabı
Pascal Bruckner
8.3/10 · 48 okunma