Feyza

Kaldı ki bir milletin, asırlarca sâhibi ve hâkimi olduğu büyük coğrafyalardan birtakım kelimeler derlemiş olması, yâni, o topraklardan vergi alır, haraç alır gibi, birtakım kelimeler de almış olması bir zül değil, bir şereftir. Böyle kelimelerin, dilde millîleşerek, yaşamaya hak kazanmışlarım, aynı dilde hattâ bilhassa yaşatmak lâzım gelir. Çünkü bu kelimeler, o milletin, bir zamanlar, bizim gibi, coğrafyanın üç kıtasına hâkim, büyük devlet olduğunu hatrrlatan kıymetlerdir. O zafer ve şeref sahîfeleri, bâzan, böyle, kelimelerle de yaşatılmış olur. Bu hâtıralar, onları yaşatmasım bilen milletlerin rühunda, bir enerji kaynağı, büyük millet olmanın gurüruyla birleşmiş bir “yukarılık duygusu” yaşatır. Bunun içindir ki, İngilizler, “bahtiyardır o İngilizce ki onda her dilden kelime vardır,” derler. Bu cümle, aynı zamanda, İngiliz İmparatorluğu’nun, dünyânın beş kıtasında hüküm sürdüğü devirlere, heybetli bir işârettir. Başka milletler, târihte ve coğrafyadaki büyüklük devirlerini, böyle her fırsatta ve her vesîle ile yaşatırlarken, bizim, dünya hâkimiyetimizi, kelimelerde bile unutturmaya kalkmamız, milliyetçilik değildir. Bilakis, milliyetçiliği öldürmek için îcad edilmiş çok kurnaz bir yıkıcılıktır.
Sayfa 286·Kitabı okudu
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Bizanslılardan alınmış İstanbul’un Türk vatanı olması gibi, Yunanlılardan veya Araplardan ahnmış bir kelimenin de Türkçe olması, her şeyden evvel elde ettiği her kıymeti millîleştirmesini bilen Türk milliyetinin bir zaferi bilinmelidir.
Dilde hayalcilik ne olursa olsun, yeryüzünde dil realitesi, “öz dil” şeklinde değildir. Müşterek bir medeniyetin mîraslarına sâhip ve müşterek bir medeniyetin ihtiyaçlarıyle dolu bütün milletler birbirlerinden hem de yığın yığın kelime almaya mecburdurlar. Mârifet, bu kelimeleri, her milletin kendi dil potasmda eriterek, gerek ses gerek gramer bakımından, derhal veya en kısa bir zamanda millî bir kelime hâline koyabilmesidir.
Sayfa 285·Kitabı okudu
Çünkü milletler felsefelerle değil, hakîkatlerle idâre olunurlar. Felsefe târihinde “bir feylesofun, bir başka feylesofa, ekseriyâ zıd bir nazariye ile hedef olduğu, çok görülmüş bir hâdisedir.” İşte milletlerin idâreleri gibi, dilleri de birtakım felsefelere ve hayallere tâbi olup, böyle biribirine zıt nazariyelere göre ayarlanırsa, o zaman yeryüzünde ne bir millet, ne bir millî dil kalır.
Sayfa 285·Kitabı okudu
Öz dil çıkmazı
Öz Türkçe deyimi, memleketimizde, büyük esefle açıklayalım ki, millî ruhla dolu Türk çocuklarının bu asil heyecanlarını istismar maksadıyle bayraklaştırılmış; göz kamaştırıcı bir ışık gibi ve yalnız göz kamaştırmak için kullanılan, aldatıcı bir ifâde hâline getirilmiştir. Yeryüzünde, târihin hiçbir devrinde ve coğrafyanın hiçbir yerinde, hiçbir medeniyet dilinin ö z d i l olduğu görülmemiştir. Bugün de dünyâda böyle bir dil mevcut değildir. Milletler, târihin her çağında, müşterek medeniyetlerin tabiî îcâbı olarak, birbirleriyle geniş ölçüde dil ve kültür alış verişinde bulunmuşlardır. Bâzan, tamâmıyle müşterek diller kullandıkları devirler ve yerler olmuştur. a) Eski Yunan-Latin devrinde, b) Eski Asya medeniyetleri arasmda, c) Müşterek İslâm medeniyeti çağlarında, d) Müşterek Avrupa-Amerika medeniyeti asırlarında, bu medeniyetlere mensup bütün milletler, birbirlerinden çok sayıda kelime almışlardır. Bu arada, Müslüman Araplardan başlayarak, bugünkü Avrupa ve Amerika milletleri, bilhassa eski Yunan-Latin köklerinden, yeni kelimeler yapmışlar, fakat bu kelimeleri, büyük ekseriyetle, kendi dillerinin âhengine, sesine, estetiğine göre “millîleştirerek”, millî dillerinin tabiî bir unsuru hâline getirmişlerdir.
Sayfa 283·Kitabı okudu