Faust, yalnızca bir tiyatro metni değil. Goethe bu eserle insanın en temel sorularına bir sahne kuruyor: Bilgi nedir, yetinir miyiz, ne uğruna yaşarız? İçimizdeki boşluğu neyle doldururuz? Tanrıyla mı, aşkla mı, yoksa şeytanla mı?
Goethe, karakterini önce ilimle donatır. Faust her şeyi bilmek ister. Fizik, metafizik, ilahiyat, simya… Ama neye elini atsa, aradığı cevaba ulaşamaz. Çünkü bilgi, soruları yok etmez; çoğaltır. Ve insan, ne kadar çok bilirse, tatminsizliği o kadar derinleşir. Bu yüzden Faust’un en büyük trajedisi cehaleti değil, doymayan bir bilme iştahıdır.
Bu doyumsuzluk, onu Tanrı’dan uzaklaştırır. Faust artık dualarını göğe değil, arzularına yöneltir. Mefistofeles'in ironik tiratlarında yankılanan bu sapma, tutkunun ahlaki merkezden nasıl uzaklaştırıcı bir güç olduğunu çarpıcı biçimde gösterir. Aşk, burada bir tür düşüşe dönüşür. Arzunun eline geçmiş sevgi, şehvete bulanır. Faust artık sevmiyor; sahip olmak, tüketmek, hükmetmek istiyor. Ve her arzunun sonu, biraz daha yalnızlık oluyor.
Goethe bu çöküşü şiirle anlatır. Öyle ki bazen bir dizeyle tüm insanlık tarihi yankılanır:
“Eylemlerimiz de acılarımız gibi, hayatımızın ilerleyişini engelliyor.”
Acı, bizi içe kapatır. Eylemse çoğu zaman geçmişin yükünü taşır. İkisi arasında sıkışır kalırız.
Kitabın çevirisine de değinmek gerek. Daha önce incelediğim birkaç çeviri sonrası, çevirmenin bu metin üzerine yaptığı çalışmalar doğrultusunda bu baskıyı tercih ettim. Sadece dili değil, Goethe’nin dünyasını da Türkçeye taşıma konusundaki emeği hissediliyor. Metne düşülen notlar, kaynaklar ve açıklamalar da çevirmenin İclal Cankorel’in ne denli ciddi bir çalışmaya giriştiğini açıkça gösteriyor.
Faust, şiirsel, tiyatral ve yer yer destansı bir eser. Ancak bütün bu estetik katmanların altında insanı sürekli düşünmeye
FaustJohann Wolfgang Von Goethe · Doğu Batı Yayınları · 202416,9bin okunma