...
Aklı olan herkesin ona sırtını dönüp gideceğini söylediğimde bana hak vermişti. Ben de hak verdiği, beklediği şeyi yapmıştım.
Bir korkak gibi, bir aptal gibi, onu yaralı haliyle buz gibi çamurun ortasında bırakıp gitmiştim.
Korkup kaçmayacağım tek kişinin o olduğunu söyledikten bir gün sonra ondan kaçmıştım.
Dürüstlük istemiştim ama eline geçen ilk gerçek fırsatta bunu göstermesine izin vermemiştim. Onu sonuna kadar dinleme nezaketini göstermemiştim.
Beni görüyormuşsun gibi.
Oysa... onu görmeyi reddetmiştim. Tam karşımda duran gerçeği görmeyi reddetmiştim.
Kaçmıştım.
Ve büyük ihtimalle... hata yapmıştım.
...
Gerçekten kastettiğim şey buydu işte katlanamıyorum sürekli salak gelgitlerine bu kızın.
...
“Bu şaşkın insanların kalplerini şükran duygularıyla doldurmak kolay iş,” dedi Ruh.
“Kolay!” diye yineledi Scrooge.
Ruh, Fezziwig’e övgüler düzüp birbirlerine yüreklerini açmakta olan çırakları işaret edip onları dinlemesini istedi. Scrooge bir süre dinledikten sonra, Ruh:
“Peki, neden? Fezziwig, siz ölümlülerin parasından birkaç, belki üç, belki dört pound harcadı diye mi hak etti bu kadar övgüyü?” dedi.
“Öyle değil,” diye hırsla konuştu Scrooge – şimdiki haliyle değil de, bilinçsizce eski haliyle konuşuyordu– “Hiç de öyle değil Sayın Ruh! Onda bizi mutlu ya da mutsuz kılma gücü var. İşimizi zevk ya da çile haline getirecek, zorlaştırıp kolaylaştırabilme gücü. Sözlerinde ve bakışlarında yatıyor gücünün kaynağı. Öylesine belli belirsiz ve öyle önemsiz şeylerde gizli ki bu, ölçmek mümkün değil. O halde? Bize verdiği mutluluk bir servetle ölçülemez.”