Hayat kirliydi, düşünceler ise yaralı. Hayaller yok olmuştı, umutlar ise yorgun. Her insanın geleceğe dair ufak da olsa bir beklentisi vardı ama onun yoktu.
Kara sevda,gözleri bağlı olarak bir uçurumun kıyısında yürümek değil miydi?
Birine sevdalanmak,donmuş bir gölde nerede ve ne zaman kırılacağını bilmene imkan olmayan ince buzlar üzerinde yürümek anlamına gelmiyor muydu?