KENDİMİ sende unuttuğum yerde,
bir düşünceydin artık,
bir şey
geçiyor içimizden hışırdayarak:
dünyanın son
titreşimlerinden
ilki,
fırtınalı ağzım
beni de
aşmakta
dolup taşarak,
ama sen
kendinle
buluşmuyorsun.
(TANIYORUM SENİ, sen olabildiğince eğilensin,
ben ise delik deşik, tutsağın senin.
Nerede bir sözcük, ikimiz için de yaratmış, var mı?
Sen-tümüyle, ama tümüyle gerçek. Ben - tümüyle delilik.)
Biliyorsun, konuşmaya yalnızca hayatta kaygıları olanlar ihtiyaç duyar. Kaygılar, çürük topraktan çıkan zehirli bir mantar misali dili mayaladığı zaman, kelimeler ağızdan dökülmeye başlar. Mutluluğu ifade eden sözcükler de yok değil elbette, ancak bunların ardında sıklıkla bir sahtelik hissedilmiyor mu? İnsanlar en mutlu anlarında bile içten içe huzursuzluk duyarlar. Bu yüzden de insan dilleri kaprislidir. Konuşmak bir ustalık ve kurnazlık ister. Huzursuzluğun olmadığı yerde ise böyle iğrenç bir yola baş vurmaya gerek yoktur.