Ferhat Gökhan

Ferhat Gökhan
@MoonlapseVertigo
Kütüphaneci
Yüksek Lisans
7 okur puanı
Eylül 2016 tarihinde katıldı
Hayat insanlar doğduğunda başlamaz. Öyle olsa, her gün kazanılmış bir gün olurdu. Hayat çok daha sonra ve genellikle de çok geç başlar. Başlar başlamaz biten hayatlardansa hiç bahsetmeyelim. Ki bir şairi şunu söylemeye itmişlerdir; Ah! Olma ihtimali olanların tarihini kim yazacak?
Sayfa 16 - Kırmızıkedi·Kitabı okudu
Reklam
Beni bu yaratıkla yalnız bıraktılar sonunda, ama hayır, yalnız bırakmakla kalmadılar, bir hücreye de tıktılar, her şeyden çok korktuğum bu yaratıkla, kendi kendimle. Biliyor musun nasıldır insanın kendi eline bırakılması, kendisiyle baş başa, kendi insafına terkedilmesi. İlle de korkunçtur diyemem, ama bu dünyada yaşadığımız en akıl almaz serüvenlerden biridir: İnsanın kendiyle yüz yüze gelmesi. Burada 432 no'lu hücredeki gibi yüz yüze gelmesi: çıplak, çaresiz, tüm dikkati yalnızca kendi üzerine odaklanmış, ayırıcı bir özellikten, avuntudan yoksun, her türlü eylem olanağından uzak. Ve en onur kırıcısı da bu: Bir eylem olanağının bulunmayışıdır. Bir şey içmek ya da vurup kırmak için bir şişenin, firar etmek için bir havlunun, damarlarını kesip canına kıymak için bir bıçağın, yazmak için bir kalemin bulunmayışı, hiçbir şeyin olmayışı, kendinden başka hiçbir şeyin.
Sayfa 15 - Yapı Kredi Yayınları·Kitabı okudu
Bir bulutun peşine takılıp gittiğimiz yer Okyanus diyelim istersen ya da sen söyle Batık bir gemiyim orda, seni bekliyorum Upuzun bir sessizliğim fırtınalar patlarken Gövdem köle tacirlerinin barut yanıkları içinde Ve gittikçe acıtıyor yaralarımı tuzlu su
İlk Susan
Senin için yazmamış olduğum bütün aşkları, yeniden, baştan, yazmayı istedim. Sana, hepsi senin olacaktı. Suçunu kimseye yükleyemem bir aşk sabahı yoluna çıkışımı. Gözyaşları ardına süzülen dünyaların kırık titrekliği ile eriyordun ışıkta. Işıklaşıyordu kapkara saçların. Başın önüne eğikti ve daha seni bilemeden, yüzünün yeniliğinde susmağa başladım. Üç defa ışıktan çalmak istedim seni, bir kolun, bir koltuğun, bir elin kavrayışında. Üçüncüde ben kasıldım. Sense denizle ışığın boğuştuğu yerdeydin. Kış henüz geriniyordu; ötende nisanlaştı. Mevsimler uzunluğunca peşinden geldim.
Evler Evler
Gün biraz daha uzasın, güneş biraz daha geç batsın diye kimseye sezdirmeden çırpınır dururdu akşamlara dek. Bunun için elindeki işi biraz daha geç bitirir, alacakaranlık, çalıştığı odayı soluk alınmaz hale getirene dek ışıkları yakmaz, nihayet dışarı çıkmak zorunda kalınca da hiçbir anlamı olmadığını bildiği halde, gündüzleri bir kez bile bakmadığı ışıklı vitrinler önünde uzun uzun oyalanırdı. Tüm bunlara yenik düşünce de, gecenin bir araya getirdiği küçük grupların çevresinde, adı konulmamış tuhaf bir yakınlık duygusuyla, her solukta biraz daha canına yapışan iç boğuntusunu yatıştırmaya çalışırdı. Ne var ki hiçbir gündüz geceden geçmeden sabaha çıkmıyordu ve kim olursa olsun, gece, sokaktaki saltanatına kimseyi ortak etmiyordu. İnsanlar evleri ne için yapmışlardı? İnsanın pasını dokunmadan alan gülüşlerin özel içtenliği; iki gövdenin birbirini büyüttüğü yatakların kırmızı buhurdanı; her gece bizi ülkesine konuk ettikten sonra bıkıp usanmadan dünyamızı onaran uykular; evlerde yaşanırdı ancak.
Sayfa 31·Kitabı okudu