Tek cümleyle șöyle özetleyeceğim, bu kitap siyasi/dini düșüncelerimin %90 oranında baskıya dökülmüș hali. Mustafa Akyol'un zihinsel gelișimi ve fikirleri gerçekten ilgi çekici ama kitabı asıl güzelleștiren Mustafa Akyol'un savunduğu fikirlerin aslında birçok entelektüel-akademisyen tarafından desteklenen fikirler olduğunu göstermesi. Bunu yaparken atıflar ve alıntılarda bulunuyor. Kitap "Liberalizm" fikrinin doğușunda erken dönem Islam değerleri ve alimlerinin fikirlerinin ne kadar etkili olduğunu göstermekle kalmıyor, -malesef- bastırılmıș Liberal Islami hareketlerin de öyküsünü anlatıyor. Mustafa Bey bu kitabı yazdığında ülkemizde yeșermiș AKP modelinin 2000'li yılların bașındaki bașarılarından bahsederken, kitabı yazdıktan birkaç sene sonra olan Gülen Terörizmi ile kavgaları ve AKP iktidarının ivmeli șekilde otoriterleșmesini bilseydi heralde bazı yerleri yazdığına pișman olurdu. :) Yine de yazıldığı yıla göre değerlendirelim biz.
Kitaba katılmadığım %10 ise Mustafa Bey'in klasik muhafazakar düșüncesi yüzünden Kemalist iktidarların ilk yıllardaki reflekslerine karșı çok anlayıșsız olması. "Acaba Kemalizm'in ilk yıllardaki zorunlu bazı hareketleri olmasaydı Türkiye bölgesinde esir düșememiș birkaç ülkeden biri olur muydu?" sorusunu kendisine sorması lazım Türk Liberallerin. Bunun dıșında Nurcu harekete karșı da biraz masumane bakıșı olmuș Mustafa Bey'in bu kitabı yazdığı yıllarda. Bu iki husus yüzünden %100 yerine %90 katıldığımı söylüyorum kitaba. Yine de 10 puanı hakeden bir kitap kesinlikle.
Modernliğin bir nispet meselesi olduğunu unutmayın. Her zaman dilimi ondan önceki zaman dilimlerine göre moderndir, yani son zamana daha yakındır. Gözden kaçırılmaması gereken bir diğer nokta, modernin modern olmayandan, modernin modern öncesinden tamamen kopuk, bütünüyle yeni ve farklı olamayacağıdır. Bu eșyanın tabiatina, ontolojik gerçekliğe aykırıdır. Modern öncesi, modern ve post-modern ayrımı zamanın kendisinin değil biz insanları yaptığı ayrımdır. Zaman böyle bir muameleye tabi tutulduğunu bilseydi belki de kızardı.
"Dinin doğruluğu bir doğa üstü güce atıfla açıklanır. Ya ideolojinin doğruluğu nereden kaynaklanır? Ancak, nihai meșruluk kaynağı ideolojinin mutlak doğru olduğuna inanılmasıdır. Ideoloji doğrudur, çünkü doğrudur. Onu geliștiren kiși veya kișilerin hata yapması düșünülemez. Bu tavrın en tipik örneği Marksist Sosyalistlerin Marx'a ve sosyalizme bakıșıdır. Onlara göre Marx beșerin kaderinin sırlarını çözmüș bir deha, hatta bir peygamberdi."
Atilla Yayla dincileri dogmatiklikle suçlayan 'ilerici' Marxistleri güzel paylamıș :)