ruhun besleyici toprağı, doğal yaşamdır. gidişini göze almayan kimse askıda kalır, donar. olgunluk çağındaki çoğu kimsenin katılaşması bundan ileri gelir; arkaya bakarlar ve kalplerinde gizli bir ölüm kaygısı, geçmişe takılı kalırlar. hiç olmazsa psikolojik olarak, şimdi ile, herhangi bir canlı ile ilişki kurmadan, gençlik zamanlarını yoğun olarak düşünerek, yaşamın sürecinden kaçarlar. ömrün ortasından sonra, ancak yaşamla birlikte ölmek isteyen kişi canlı kalır. çünkü parabolün döndüğü ve ölümün doğuşunun yer alması, ömrün ortasının esrarlı saatinde olur. ikinci yarısında yaşam bir yokuş, bir açılış, bir çoğalış, bir taşış değildir; ölmüştür, çünkü amacı sonu demektir. kişinin yaşamının en yüksek noktasına erişmemesini istememesiyle, yaşamının sonunu istememesi aynı şeydir. ikisi de yaşamak istememek demektir. oluşla yitiş aynı eğriyi oluşturur....''
"..Ne kadar dinlensem,yaşayışıma ne kadar özen göstersem o kadar bitkinleşiyorum.Göründüğüm kadar rahat değilim albayım.Fakat kimseye dinletemiyorum.Beni ciddiye almıyorlar."
Ne kadar yakınınız olursa olsun, bir başkasının içinden geçenler daima meçhul olarak kalacaktır. Bir yastıkta uyuyanlar bile birbirlerinin rüyalarını bilmezler.