Kanaatimizce İslamcılık bir 19. yüzyıl ideolojisi veya Osmanlı İmparatorluğunun kurtarılması ile sınırlı bir mesele değildir. Hz. Peygamber'den bu yana, İslâm tarihi boyunca, İslâm'ın ideolojik değer ve hükümlerinin hayata aktarılmasıyla ilgili bir sıkıntı, engelleme hâsıl olduğunda ortaya çıkan meşruiyet krizinin giderilmesine yönelik genel bir duruş, bir adım öne çıkma hâli ve bununla ilgili düşünceler ve eylemler bütünü olarak anlaşılmalıdır. Bu açıdan bakıldığında İslâmcılık, bir tarihsel deneyim olarak modemlikle değil bizzat Hz. Muhammed'in metot ve yaklaşımlarıyla ilişkilendirilerek anlaşılabilir. İslâmcılığın ana ilke, kabul ve metotlarının kaynağını Peygamberin Kur'an temelli uygulamalarından aldığını görmek için Muhammed Hamidullah'ın İslâm Peygamberi kitabının ilk sayfalarına göz atmak yeterlidir. Hamidullah sadece sayfa sayısı itibariyle değil içerdiği emek yoğunluğu nedeniyle de devleşen bu eserinde, Hz. Muhammed'in “bozulup kaybolmaya yüz tutan şeylere güncellik kazandırmak gibi bir işlevi” olduğundan bahseder. Ona göre Peygamber kendisini herhangi bir milletle ya da dönemle sınırlandırmamış, ırk ve sınıf farklılığı gözetmemiştir. Bunun nedeni İslâm'ın “insanlar arasında mutlak eşitlik ve isteyerek yapılan eylemlerdeki bireysel üstünlüğe” önem vermesidir.
Hamidullah'ın da işaret ettiği gibi Hz. Muhammed'in büyük örgütleme kabiliyeti sayesinde İslâm devleti kısa süre içinde milyon kilometrelik bir alana yayılmış; kendisinden sonra gelenler de bu devleti Avrupa, Afrika ve Asya kıtalarna kadar genişletmişlerdi. Burada dikkat edilmesi gereken husus, bu yayılmanın yalnızca kılıç gücüyle gerçekleşmediğiydi. Aksine, bu yayılma, adaletli ve merhametli olunması ve bundan sonraki bölümlerde daha detaylı bir şekilde ele alacağımız gibi bütüncül bir düzen inşa