Müderris İdris

Tarihçi George Finlay 1861'de şöyle yazmıştı: 1861 Nisan ayında Yunan Yarımadasının her tarafına yayılmış, tarımla uğraşan yirmi binin üzerinde Müslüman insan yaşamaktaydı. İki ay geçmeden bunların çoğunluğu kadın çocuk denmeden acımasızca ve pişmanlık duyulmadan vahşice katledilmişti. Şimdi bile yoldan geçen seyyahlara taş kümelerini gösterip, "İşte şurada Ali Ağa'nın konağı vardı ve biz onunla birlikte ailesiyle hizmetkarlarını burada kestik" deyip; bir gün bu yaptıklarından ötürü kindar bir öfkeyle karşılaşacağını hiç düşünmeden, bir zamanlar Ali Ağa'ya ait olan tarlaları sakince sürmeye koyulan yaşlı adamlara rastlarsınız. İşlenen suç bir ulusa aitti ve doğurduğu huzur bozucu sonuçlar ne olursa olsun, telafi etmesi o ulusa ait bir davranış biçimi olarak o ulusun vicdanında yer etmeliydi.
Türk Tarih Kurumu Yayınları·Kitabı okuyor
Tarih
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Uzun yıllar süren ve kendilerine has geleneksel dini hoşgörülerinden dolayı Osmanlılar çok az takdir edildiler. Kaderin cilvesine bakınız ki, bu hoşgörünün bedelini ağır ödediler. Yabancı güçler, Hristiyan azınlıkları korumak ve din kardeşliği mazeretini Osmanlı'nın iç işlerine karışmak için kullandılar. Hıristiyan millet mensupları da bu dinsel farklılık duygusun dan hareketle Osmanlı karşıtı milliyetçiliklerini yarattııar.
Türk Tarih Kurumu Yayınları·Kitabı okuyor
Tarih
19. yüzyılda "milliyetçilik" duygusu Osmanlı Hıristiyanları arasında yayıldıkça, Osmanlı azınlıklarının milliyetçiliği İtalyan ve Almanlarda görülen "ırkçı" karaktere büründü, fakat dine duyulan güçlü bağlılık hiç sönmedi. Rum, Bulgar ve Ermenilerde görülen milli bilincin çoğu, hatta tamamı dini kimliklerinden kaynaklanıyordu. Her bir Hıristiyan grubun farklı kültür kaynağının, yüz yıllardır sadakatle bağlı bulundukları kendi Hıristiyan Kiliseleri olduğu düşünüldüğünde bu garipsenemezdi. Hıristiyanlar, Müslüman Türklerle aynı yemeği yemiş, aynı tip evlerde yaşamış, hatta aynı dili konuşmuş olsalar bile ibadet ve inançlarını farklı şekilde ifade etmişlerdi.
Türk Tarih Kurumu Yayınları·Kitabı okuyor
Tarih
Tarihsel açıdan önemli olmasına rağmen, Müslüman kayıplarına ders kitaplarında rastlanmaz. Bulgar, Ermeni ve Yunanlıların katledildiğini anlatan tarih ve ders kitapları, aynı olaylarda Müslümanların da katledildiğinden hiç söz etmemişlerdir. Müslümanların sürüldüğü ve öldürüldüğü bilinmemektedir. Bu ihmal modern tarih anlayışının diğer alanlardaki hassasiyetiyle çelişmektedir. Günümüzde, Amerikan yayılmacılığından söz ederken haklı olarak, yerli Kızılderililere uygulanan vahşetin göz ardı edilmesi düşünülemez. Otuz Yıl Savaşı'nın {1618-1648 Protestan Katolik mücadelesi} döktüğü kan, Avrupa'daki dini değişimleri anlatan her tarih kitabının vazgeçilmez parçası olmalıdır. Tarihçiler emperyalizmi, Kongo'da Afrikalıların veya {Ok Savaşı ya da Çin'deki İngiliz-Fransız savaşı olarak da bilinen, 1839-1842 yıllarındaki} Afyon Savaşında Çinlilerin boğazlanmasından söz etmeden anlatamazlar. Ancak Balkan, Kafkas ve Anadolu Müslümanlarının ıstırabı, Batı'da ne tarih kitaplarında yer almış ne de anlaşılmıştır. Balkanlar ve Kafkasya ile Anadolu'nun tarihi, bölgenin baş aktörlerinden birisi olan Müslüman nüfustan söz edilmeden yazılmıştır
Sayfa 22 - Türk Tarih Kurumu Yayınları·Kitabı okuyor
Tarih
Müslüman kayıpları, Türklerin tarihinin önemli bir parçasıdır. Milliyetçilik ve sömürgeciliğin zararlarından en çok onlar çektiler. Osmanlı İmparatorluğu reformlar yapıp ülkesini modernleştirmek mücadelesi verdiği bir sırada, önce halkını düşmanlarının boğazlamasına karşı korumak daha sonra da düşmanlarının galip gelmesi üzerine Anadolu'ya sığınanları doyurmak ve korumak için, zaten yetersiz olan kaynaklarını tüketmek zorunda kalmıştı. Birinci Dünya Savaşı'nda Osmanlı İmparatorluğu'nun yıkılması üzerine yeni kurulan günümüz Türkiye'sinin vatandaşları da aynı problemlerle, yani istila, göç ve ölümle karşılaştılar. Türkler millet olarak varlıklarını sürdürebildiler, fakat bir önceki yüzyılın olaylarından derinlemesine etkilenmişlerdi. Yeni Türkiye Cumhuriyeti halkının çoğu Bulgaristan, Yunanistan, Yugoslavya, Ermenistan, Gürcistan, Rusya, Ukrayna ve başka bölgelerden gelen mültecilerin karışımından oluşuyordu
Sayfa 21 - Türk Tarih Kurumu Yayınları·Kitabı okuyor
Tarih