Ünü ülkesinin sınırlarını aşan, hatta ülkesinden daha fazla, dünyanın farklı yerlerinde sevilen ve saygı duyulan, pek az devlet adamı vardır. Rahmetli Aliya İzetbegoviç öncü kişiliği, bir ömür verilmiş mücadelesi ve medeniyet merkezli düşünceleri ile bunu başarabilen nadir isimlerdendir.
Kendisine güvenen halkıyla birlikte, bütün imkânsızlıklara rağmen, yirminci yüzyılın son büyük özgürlük mücadelesinin tarihini en üst mertebeden yazmıştır. Modern dünyaya, “özgür birey” ve “özgür millet” olmanın, en güzel örneklerinden birini sunmuştur.
Ülkesinin var olma savaşında ortaya koyduğu tavır ve duruşla, hem İslam dünyasına, hem de dünyanın geri kalanına önemli mesajlar vermiştir. Saldırganlara ve onların tüm barbarlıklarına karşı, çok kültürlülüğü ve bir arada yaşama idealini her zaman canlı tutmaya çalışmıştır. Bunu yaparken, köklerinin İslam medeniyetine uzandığını ve iradesinin buradan beslendiğini açıkça dile getirmiştir. Neticesinde, özgür Bosna Hersek’in hayat bulmasını sağlamış ve bu devletin kurucu devlet başkanı olmuştur.
Aliya İzetbegoviç, elbette sadece iyi bir devlet adamı değildir. Siyasi bir lider olduğu kadar kıymetli bir münevver; halkını özgürlüğe kavuşturan bir kahraman olduğu kadar önemli bir bilgedir. Bu dünyadan göçüp giderken, arkasında, sadece bir devlet bırakmamıştır. Halkına ve İslam dünyasına, ulaşılması gereken hedefler göstermiş ve bu hedeflere giden yolda kılavuzluk edecek fikirler bırakmıştır. Eserleri üzerinden, düşünmemize ve üretmemize vesile olmuştur.
Aliya İzetbegoviç’in fikir dünyasının temel taşı, 1969 yılında kaleme aldığı ve ertesi yıl kendi imkânlarıyla, zorlu şartlar altında Belgrat’ta yayımlattığı, İslam Deklarasyonu’dur. Bu eser, hacim itibariyle küçük olsa da, hem yerel ölçekte, hem de dünya çapında etkili olmuş, büyük yankı