Evrenin Ruhunu bizler besliyoruz ve üzerinde yaşadığımız dünya, bizim daha iyi ya da daha kötü olmamıza göre, daha iyi ya da daha kötü olacaktır. Aşkın gücü işte burada işe karışır, çünkü sevdiğimiz zaman, olduğumuzdan daha iyi olmak isteriz her zaman.
Tek başıma çalışma masamda otururken, insanın kendine sorabileceği en kalıplaşmış soruyu sordum; Nereye gitti hepsi? Ve sonra da daha az kalıplaşmış olan başka soru: Neydi ki zaten?
Henüz aramızda önemli bir şey geçmiş değildi. Parkta yanımsıra yürürken güneş yanığı profilinin görünümü, şakaklarında uçuşan saçlar, gözlerinin içtenlik ve neşeyle benimkileri arayışı, arabadan inmesine yardım ettiğim sıra elinin elime dokunuşu, beline sarılışım... önemli şeyler değil yani. Ama aşkı oluşturan zerrecikler, bölünüp analizi yapılamayacak kadar küçük şeylerdir. Nasıl aşkın tümü, bir anda, bir tek bakış açısından görülemeyecek kadar büyükse, bu da tam tersine. Aklın, mantığın ötesinde, kendim de farkında olmaksızın, âşıktım ona.