Es-selamün Aleyküm efendiler
Uzun zamandır okuyucu ve mütercim olarak Sabahattin Ali'yi tanımamış olmak, gerçekten büyük bir hüsranlık oldu benim için.
Sabahattin Ali'nin kaleminden dökülen kelimeler, adeta ruhun en derin noktalarına dokunur. Onun eserlerindeki incelik ve derinlik, okuyucuyu büyüleyici bir yolculuğa çıkarır. "Değirmen" öyküleriyle tanıdığım yazarı daha yakından tanımak için "Kürk Mantolu Madonna"ya itticah ettiğimde, adeta bir düşsel diyara adım atmış gibi oldum.
Sabahattin Ali'nin bu başyapıtı, sadece bir Rivaye değil, aynı zamanda bir aşk hikayesi, bir psikolojik portre ve insanın varoluşsal sorgulamalarını içeren derin bir eserdir. Her sayfası, bir öncekini aratmayacak kadar müteessir ve dolu dolu bir şerh etme ile yüklüdür. Kelimeler, okuyucunun zihninde resimler oluştururken, duygularını en ince ayrıntısına kadar hissettirir.
Sabahattin Ali'nin kaleminden çıkan bu eser, sadece okunup bitirilmesi değil, adeta içselleştirilmesi gereken bir hazinedir. Her satırında yeni bir keşif, yeni bir derinlik bulacağınız bu roman, okuyucuyu etkisi altına alarak, hayatın sırlarını sorgulamaya ve insanın karmaşık duygularını anlamaya yönlendirir.
"Bu eser, 1943 senesinde kitap şeklinde neşir edilmiş olup, aslında Sabahattin Ali'nin 1940-1941 seneleri arasında Hakikat gazetesinde "Büyük Hikaye" adı altında kaleme aldığı kırk sekiz bölümden oluşan bir seriden meydana gelir. Ayrıca, vasıtası (torpili) olmayanların devlet dairesinde iş bulamadığı, dönemin Türkiyesine de siyasal göndermelerde bulunmuştur."
Eski İstanbul'un sokaklarında, bankacılık dünyasından koparılmış bir yazarın hikayesi... Hamdi Bey'in elinde yeni bir başlangıç bulurken, Raif Efendi'nin sükuneti her şiddetli olayda hayranlık uyandırır. Raif Efendi'nin hastalığına rağmen serinkanlılığından ödün
Es-selamün Aleyküm ve rahmetullah, Allah'ın selamı ve rahmeti üzerinize olsun inşallah. Merhaba kıymetli okuyucu dostlarım; uzun bir aradan sonra, şükürler olsun ki tekrar okumaya dönebildim. Aslında sayısal matematik bölümümden dolayı biraz ihmal ettim, fakat nihayetinde tekrar okumaya başlayabildim. İlk dönüşümde, biraz felsefi düşünceler üzerine konuştuk ve Mağribli Taha Abdulrahman'ın "Bilgi Ahlaktan Ayrıldığında" kitabına başladık. Arkadaşlarla bu kitabın üzerine münakaşa ve tahlilimizi yaptık. Daha sonra, Yine Mağrib coğrafyasından olan Cezayirli Malik Bin Nebi katibine ait "İslam Dünyasında Fikir ve Put" kitabını okumaya devam ettik. Bu iki kitabı uzun aradan sonra okumak beni biraz yorduğunu hissettim ve biraz da klasik edebiyat ve romanlara yönelmek istedim. Hemen bir mola düşüncesiyle iki gün içinde Sabahattin Ali'nin "Değirmen" kitabını okudum. Aslında bu tür öykü kitaplarını okumak pek fena sayılmaz ama sanki bana göre değil gibi geldi. Bu kitap hakkında fikrimi vermeden önce, kısaca fikrimi beyan etmek istiyorum: İlk olarak, yazarın çok fevkalade bir üslupla yazdığı için teşekkür etmek istiyorum. İkincisi ise, bu kitabın bir öykü kitabı olduğunu belirtmekte fayda var; okuyuculara kısa kısa hikayeler sunmuş olup ve bu hikayeler birbirinden müstakil olup, her okuyucunun, rahat bir şekilde okuyabileceğini düşünüyorum, zira hikayeler Aşk, Oğul, Baba ve Zor Hayat gibi çeşitli konuları ele almaktadır. Şahsen, bu tür öykü kitaplarının bana uygun olmadığına kanaat getirdim. Neden mi? Çünkü bir kitap beni merak içine sokmuyor ve içeriği beni çekmiyorsa, o kitaba karşı okuma isteğim azalıyor maalesef. Yine de, kitabı iki gün içinde baştan sona kadar okudum; zira bir kitaba başladığımda, onu yarım bırakmak istemiyorum. Uzun yazdığım bu sözlerime son verirken kitaptan
1944 yılında Fas’ın Cedide şehrinde doğdu. Çocukluğu II. Dünya Savaşı sonrasında, İslam coğrafyasında ve tüm dünyada meydana gelen sömürge karşıtı hareketlerin doğduğu yıllarda geçti. Taha Abdurrahman’ın babası, İslami ilimler eğitimi veren bir hocaydı. Bu dönemde Fransız sömürgesi olan Fas’ta Fransız idaresi geleneksel eğitim üzerindeki baskıyı artırınca Taha Abdurrahman’ın eğitimi yarıda kaldı. Bu gelişmeden sonra, doğduğu şehir olan Cedide’de ilkokula ve ortaokula devam etti; bir yandan da babasından İslami ilimler ve hafızlık eğitimi aldı. Fas, 1956 yılında Fransa’dan bağımsızlığını elde ettikten bir yıl sonra kurulan V. Muhammed Üniversitesi’nde Felsefe Bölümü’nü bitirdikten sonra, Fransa’daki Oxford ve ünlü Sorbonne Üniversitesi’nde dil felsefesi ve mantık başta olmak üzere birçok farklı alanda eğitim aldı.
Taha Abdurrahman'ın fikri ve tasavvur açısından ne kadar değerli bir kişiliğe sahip olduğunu biliyorum. Ancak, moderniteye bakış açısı ve benim bakış açım biraz farklı, hatta tamamen farklı olabilir. Aslında kitabın 10 bölümünü buraya aktararak ve tahlilini etmek pek mümkün değil. Ben sadece modernite hakkında konuşmak istiyorum. Hepimiz, müslümanların ilkeleri ve İslama uygun bir yaşam biçimi benimsedikleri için, modern yaşamı tamamen bağımsız olarak kabul ediyorum. Yazarın bakış açısına göre, İslam modernizmi altında, ecnebilerden (batılılardan) farklı olduğumuzu düşünüyorum. Onlar kiliseye gidiyorsa biz camiye gideriz, onlar içki içiyorsa biz içmeyiz, oruç Taha Abdurrahman tutmuyorlarsa biz tutarız gibi. Ancak, yaşam tarzımız onlarınkine benzemeden, İslam modernist adı altında devam etmemiz gerektiğini söylemiştir. Bizim yolumuz ecnebilerin yolu değil; eğer aynı yoldan gitmiyorsak, neden onlara özenip benzeyelim ki?
إلى جانب مشاهد الحرب واللجوء والوحدة والقمع والاغتراب التي يتلوها البدوي في ديوان الشاعر الشاب حسين الضاهر، ثمة مشاهد للحب وانكساره وبرده ودفئه وزيفه وصدقه في زمن هشاشة العلاقات الإنسانية وضعف الروابط التي ينسجها الإنسان على وسائط الاتصال المعاصرة.
نبض رواية رومانسية من أربعة فصول تحكي علاقة حب في زمن الحرب ، تضم بين طياتها الكثير من التوثيق الإجتماعي و السياسي و الفكري ، رواية ثقافية بإمتياز ضمن إطار الوصف الغزلي المغدق في المشاعر.
الحبكة:
يمكن القول أن صفة رواية بالحبكة التقليدية , هي بعيدة كل البعد عن كتاب نبض , فقد وظف شرقاوي قصة حب قصيرة لاستعراض كم هائل من الأقاصيص التاريخية والأقوال .
ملخص رواية نبض
الفصل الأول طبول الحرب تقرع
يسهب الكاتب في هذا الجزء ضمن إطار نقاشاته مع نبض في وصف الحرب و فلسفتها و أبعادها .
ليخلص لقناعة تامة بأن الحرب تختارنا ولا نختارها و الجميع فيها مهزومون منذ اللحظة التي يخوضونها فيها.
حتى المنتصر فيها مهزوم في إنسانيته على الأقل أو على الأكثر…. إلى أن ينتقل بنا من خلال حواره مع نبض للتغزل بها بوصف غزلي متدفق المشاعر بشكل كبير….
الفصل الثاني طبول الذاكرة تقرع
يستمر في مخاطبة العقل و القلب معاً.
و يتعرض لقضايا اجتماعيّة معينة، مثل محاولة تفسير الجنون وتبيان الشعرة الرفيعة بينه وبين العبقرية، وانتقاد ظاهرة مأسسة الدين وتحويله من دعوة إلى وظيفة.
الفصل الثالث طبول القلب تقرع
يحكي لنا قصة التقاءه بنبض و يصف لنا نبض و تناقضاتها التي تثير فضوله و مشاعره معاً.
و يغدق بالوصف الغزلي المفرط الإحساس إلى أن يغلق باب هذا الفصل على ألم لحظة الفراق الأخيرة .
الفصل الرابع طبول الفقد تقرع
يعيش الراوي ألم الفقد بعد مقتل نبض ، حتى تصل رسالتين للقارئ: الأولى أنّه حتى تحت فوهات البنادق هناك متسع للحب،
والثانية أن كل من يخوض الحرب خاسر لا محالة، المنتصر والمهزوم على السواء، فحين ننتصر في الحرب ستجدنا مهزومين بإنسانيتنا، وهذه خسارة فادحة لا يمكن للنصر ترميمها..
اقتباسات رواية نبض
الجثث لا تصلح للزواج يا نبض وانا بدونك جثة هامدة
لم يعد يمكنني الرجوع بي إلى الذي كنته قبلكِ،
لم تعد أي أمراةِ تصلح أن تكون زوجة
إما أن تكوني أنتِ زوجتي أو لن تكون أمراة غيرك.
الغموض الذي يكتنف الموت هو أشبع ما فيه، أن لا تعرف متى تموت لتستعد لتُصالح كل الذين خاصمتهم لتضم كل الذين لم تشبع منهم بعد
حديث الصباحAdham Sharqawi · Kelimat Yayınevi · 20156 okunma