Arif

İnsan kadim ve hâdistir (zamanda var olmuş), mevcut ve madümdur (yok olan). Kadimdir, çünkü insan kadim ilâhi ilimde mevcuttur ve orada ezelde (Allah tarafından) tasavvur edilmiştir. Bilgi mertebesi, belirttiğimiz varlık mertebelerinden birisidir. İnsan sonradan olmuştur; çünkü (bilgide var iken) şekli ve dış varlığı yoktu, sonradan meydana geldi. Buradan şöyle bir netice çıkar: Mesela Zeyd (Allah'ın) bilgisinde mevcut, sözde mevcut ve dış varlığında (ayni varlık) yoktur. Böylelikle onun ezelde varlık ve yoklukla nitelenmiş olduğu düşünülür. Buradan varlığın var olanın bir niteliği olmadığı sonucu çıkar.
Sayfa 22·Kitabı okudu
1000Kitap
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Allah bütün âlemi bu 'üstün insanın hizmetine sunmuş, bütün âlemi o hizmette birleştirmiştir. Binaenaleyh Yüce Topluluk'tan (Mele-i Alâ) her melek senin vasıtanla yücelirken, aşağı âlemdeki her şey sana yakarır ve senin için dua eder.! Öyleyse bütün melekler ya bağışlanman için |Allah'a| yakarır veya senin adına dua eder. Bir melek selamı Hak'tan sana ulaştırır. Efendi Hak sana 'salât (merhamet) ediyor iken O'nun melekleri nasıl “salât |dua|” etmesinler ki? Efendi Hak sana baktığına göre yaratıkları nasıl bakmasın ki? Nihâyetinde her meyve ve nimet, sana yakarır ve Allah'ın kendilerine emanet ettiği faydaları sana ulaştrmak üzere âmâde olurlar. Hiçbir hakikat veya sır yoktur ki senden O'na ve O'ndan sana bir bağ (rakika) uzanmış olmasın. Bağların sayısı, hakikat ve sırların sayısı kadardır (sonsuzdur). Durum böyle olmasaydı, insanın 'en güzel sürette! yaratılmış olması geçerli olmayacağı gibi kadim Hakk'ın süretine göre yaratılması da anlamsız olurdu.” Ayrıca Hak kendisini yerleştirdiğinde, onun köşkünü ortaya çıkartmazdı. Kendisinden yaratıklar var olduğunda Hak ona aşık olmaz, Mele-i A'lâ ona yaklaşmaz, en yüce mertebede zuhür etmez, meleklerin yüzleri ona dönmeyeceği gibi vasıtasıyla feleklerin cisimleri de dönmezdi.
Sayfa 14·Kitabı okudu
1000Kitap
“Fıkhın hükmü geneldir (umumi bir nitelik taşır). Çünkü fıkhın gayesi, dinin zahiri kurallarını/şeriatı ikame etmek, onun nişanelerini yüceltmek ve Allah'ın kelamını açığa çıkarmaktır. Tasavvufun hükmü ise özele hastır (hususi bir nitelik taşır). Çünkü tasavvuf, bunun ötesinde hiçbir şey aramaksızın, kul ile Rabbi arasındaki kalbi ve batıni muameleden ibarettir. İşte bu sebepledir ki: Fakihin (fıkıh aliminin) sufiyi eleştirmesi haklı ve geçerlidir; ancak sufinin fakihi eleştirmesi geçerli değildir. Hem hükümler (zahiri meseleler) hem de hakikatler (batıni meseleler) hususunda tasavvuftan fıkha dönmek zorunludur. Ancak bu dönüş, tasavvufu tamamen dışlayıp terk ederek olmamalıdır. Fıkıh ile yetinmek geçerli sayılabilirken, tasavvuf fıkıh olmadan tek başına asla yeterli olmaz; bilakis fıkıh olmadan tasavvuf sahih de değildir. Tasavvuftan fıkha yönelmek ancak yine fıkhın ölçüleriyle mümkündür. Fıkıh, tasavvuftan mertebece daha üstün olmasa bile, dinin selameti ve genel maslahatın (toplum yararının) korunması açısından daha güvenli ve daha kapsamlıdır.”
1000Kitap
Tâ taleb enderûn nâyed pedîd Müşk, der nâfe zi hûn nâyed pedîd Talep derundan gelmedikçe nâfede kan miske dönüşmez. (Attar, Mantıku't-tayr)
1000Kitap