Arif

Varlıklar keyfi veya zihin bağımlı değil, belirli hakikatlere sahip olarak vas olurlar ve bilgi bu mahiyetlerin kavranmasına dayanır. Bu yaklaşım, modern bilimin doğada keşfedilecek zihinden bağımsız nesnel bir gerçekliğin vas olduğu kabulüyle tam bir örtüşme içindedir. Öte yandan kelâmcılar bu realizmi soyut bir ilke düzeyinde bırakmamışlar; fiilen evreni atomlar ve arazlar çerçevesinde açıklayarak doğanın yapısını sistematik biçimde tasvir etmişerdir. Dahası cisimlerin en küçük birimlerden nasıl oluştuğunu, atomların birleşimlerini ve bu birleşimlerin geometrik düzenini matematiksel modeller üzerinden izah etmeye çalışmışlardır. Özellikle Mu'tezile kelâmcılarının atom modellerinde çizgi, yüzey ve hacim oluşturacak geometrik düzenlerin matemariksel bir çerçevede kurgulanması; kelâmcıların evreni yalnızca teolojik bir zemin olarak değil, matematiksel olarak kavranabilir bir nesne olarak da ele aldıklarını göstermektedir.38
Sayfa 273·Kitabı okudu
1000Kitap
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Modern bilim, doğrudan deneysel yöntemle ispatlanamayan ancak bilimsel araşurmanın tutarlı biçimde yürütülmesi için zorunlu kabul edilen bir dizi metafizik ön kabule dayanmaktadır. Bu ön kabuller arasında realizm, kanunsal işleyiş, tekbiçimlilik ve metodolojik natüralizm öne çıkmaktadır.99 Her ne kadar bilim ve din amaçları ve yöntemleri bakımından farklı alanlara ait görünse de tarihsel süreç, bu ön kabullerin büyük ölçüde tevhid inancının (monoteizm) egemen olduğu kültürel ortamda şekillendiğini ortaya koymaktadır. Bilimsel devrimin tek tanrılı dinlerin hâkim olduğu bir kültürel zeminde filizlenmiş olması, bu etkileşimin tesadüfi olmadığını düşündürmektedir.9? Kelâm geleneği ise bu altyapının en sistematik ve felsefi açıdan en olgun biçimini sunan İslâm düşünce geleneğidir.
Sayfa 272·Kitabı okudu
1000Kitap
Hassas ayar olgusu, yalnızca teistik düşünürler tarafından ileri sürülen spekülatif bir iddia olmayıp farklı metafizik duruşlara sahip bilim insanları tarafından da açık biçimde teslim edilmektedir. Nobel ödüllü fizikçi Steven Weinberg, kozmolojik sabitin değerinin yaşam için olağanüstü derecede dar bir aralıkta bulunduğunu kabul ederek bunu açıkça fine-tuning problemi olarak nitelendirmektedir.”* Ateist kimliğiyle bilinen Fred Hoyle ise karbon elementinin yıldız içi nükleer süreçlerle oluşabilmesi için gereken hassas fiziksel koşulları fark ettiğinde şöyle diyecekti: “Olguların sağduyulu bir yorumu, fiziğin yasalarının âdeta üstün bir zekâ tarafından ince ayarlanmış olduğunu düşündürmektedir.”79 Nobel ödüllü matematikçi ve fizikçi Roger Penrose ise evrenin başlangıç entropisinin son derece düşük olmasını matematiksel olarak analiz etmiş ve bunun rastlantıyla açıklanma ihtimalini akıl almaz derecede küçük bir olasılık olarak ifade etmiştir.”
Sayfa 268·Kitabı okudu
1000Kitap
Modem fizik ve kozmoloji alanındaki gelişmeler, evrenin temel fiziksel sabirlerinde gözlemlenen son derece dar ve kırılgan dengelerin yaşamın ortaya çıkmasına imkân verecek biçimde düzenlenmiş olduğunu ortaya koymuştur.” Yerçekimi sabiti, elektromanyetik kuvvetin şiddeti, kozmolojik sabit ve temel parçacıkların kütleleri gibi parametrelerin yalnızca çok dar aralıklarda belirli değerler alması hâlinde biyolojik yaşam mümkün olmaktadır.” Bu sabitlerde meydana gelecek son derece küçük sapmaların evreni yaşama elverişsiz yapıya dönüşrüreceği yönündeki tespitler, çağdaş literatürde “hassas ayar” problemi olarak tartışılmaktadır.”
Sayfa 268·Kitabı okudu
1000Kitap
Kelâm ilminin Tanrı'nın varlığını temellendirmede başvurduğu temel yollardan biri olan hudüs delili, âlemin sonradan var olduğu gerçeği üzerinden bir Muhdis'in zorunluluğunu savunur.” Modern bilim, bu delil için güçlü ampirik bir destek sağlamıştır. Evrenin başlangıcına ilişkin ilk güçlü bilimsel destek, 19. yüzyılın ortalarında termodinamik alanından geldi. Termodinamiğin İkinci Yasası (entropi ilkesi), kapalı bir sistemde düzensizliğin sürekli arruğını ve kullanılabilir enerjinin geri dönüşümsüz biçimde azaldığını söyler.” Eğer evren sonsuzdan beri var olsaydı, “ısı ölümü” çoktan gerçekleşmiş ve evren mutlak bir dengeye ulaşmış olurdu. Oysa evrende enerjinin hâlen işlenebilir olması, onun geçmişte belirli bir anda düşük entropili bir başlangıca sahip olduğunu ve bu başlangıçtan itibaren süreklilik arz eden bir “zaman oku”nun mevcudiyetini göstermektedir.”* Bu argüman, termodinamiğin keşfinden itibaren evrenin bir başlangıcı olması gerektiğine dair en güçlü bilimsel-teolojik kanıtlardan biri olarak kabul edilmiştir.”
Sayfa 265·Kitabı okudu
1000Kitap