Kızıl devrime uzanan bir hikâye...
Her ne kadar ismi yaşamak olsa da ölümün çok olduğu bir hikâye.
Fugui tarlada çalışırken yanına bir yabancı gelir ve Fugui bu meraklı gezgine hüzünlü hikayesini anlatmaya başlar: Zenginken nasıl fakirleştiğini, komünistlere karşı zorla savaşmaya götürüldüğünü, savaşta neredeyse tüm arkadaşlarını kaybettiğini, daha sonra devrim gerçekleştikten sonra aile fertlerini teker teker nasıl kaybettiğini anlatır.
Ölümle bu kadar içli dışlı olmasına rağmen kendisi hâlen sağ ve ölümü beklemektedir.
Ölüm çok garip bir mefhum, bu garipliği ancak kader kavramı açıklar. Kime ne zaman, nasıl geleceği belli olmayan; davetsiz, hüzün getiren bir misafir.
Bu roman ölüm, yaşamak temalarını muazzam işlemiştir.
Okuduğum ilk Çin romanı olması da benim için özel bir durum.
Okunmasını çok yoğun duygularla tavsiye ederim.