Aşk ve Gurur romanını okuduğumda tanıştım Jane Austen’la.O eserini çok beğendiğim için okudum Emma’yı.Ancak Aşk ve Gurur kadar sevdiğimi söyleyemeyeceğim.Hatta neredeyse yarım bırakacakken sabrettim.Sabrımın ödülünü de son 100 sayfasında aldım.Çünkü sonlara doğru Emma’nın iç dünyasını daha detaylı öğrenmeye başlıyoruz.Küçük bir kasabada geçen olay örgüsü sıradan olduğu için akıcılığı pek yok.Ancak Austen ne zaman ağırlığını kahramanının iç dünyasına veriyor işte o zaman Aşk ve Gurur romanındaki başarıyı yakalıyor, kanaatimce.Ancak bu bile o esere ulaşabildiği anlamına gelmiyor tabii.Burada aklıma gelen soru da şu oluyor:Kuzum Jane Austen, en sevdiğin eserin buymuş, peki sen Aşk ve Gurur’u okuduğundan emin misin?
Austen’ın anaç bir insan olduğunu sanıyorum.Hayatını hiç araştırmadım ama kahramanlarının yaptığı hatalara rağmen onları hep güzele yönlendirmiş olması onlara kıyamadığı izlenimi bıraktı bende.Ben İyi sonları biraz masallara yakıştırıyorum.Romanlar bu yönüyle biraz acımasız olmalı bence.Sözümona Halit Ziya Aşk-ı Memnu’da Bihter ile Behlül’ü kavuştursaydı evlilikte yaş farkına dikkat edilmemesi olgusunun nelere sebebiyet vereceğini tam anlamıyla gösterememiş olacaktı.Eleştirisinde de başarılı olamayacaktı.Bundan dolayı şunu anladığımı zannediyorum ki mutlu sonlar bizi mutlu etse de insan belleğinde kalıcı olamıyorlar.
Son olarak BBC’nin dört bölümlük Emma uyarlaması oldukça başarılı.Kitaba oldukça sadık kalınmış.İnternetten izleyebilirsiniz.