“…
Çünkü onlar yanlış partilere oy verirler
Kendilerinden olanlarla alay edip
Tuhaf bir şekilde başkalarına inanırlar.
Devlet, tapu dairesi, banka borcu ve hastanedir.
Devletten korkar ve en çok ona hile yaparlar.
Yiğittirler askerde subay dövecek kadar
Ama bir memur karşısında -bu da tuhaftır-
Ezim ezim ezilirler.
Enflasyon denilince buğday ve gübre fiyatlarını bilirler.
Cami duvarı, kahve ya da bir ağaç gövdesine yaslanıp
Onbir ay gökyüzünden bereket beklerler.
Dindardırlar ahret korkusu içinde
Ama bir kadının topuklarından
Memelerini görecek kadar bıçkındırlar
…”
Sadece birkaç mısrasını aldığım ‘Köylüleri Niçin Öldürmeliyiz?’ şiirini Şükrü Erbaş ilk yayımladığında yer yerinden oynamış. Şiirden anlamayan güruh elinden ne geliyorsa bir şey yapmak için kendisiyle yarışmış. Halbuki bir kez daha bir kez daha okusa ve bir kez de aynaya baksa öldürmekten, dağıtmaktan, yıkmaktan daha basit ama daha ulvi olan bir şeyi becerebilirdi: anlamak. Ama tarım toplumundan gelen hepimiz gibi oldukları için eleştirilen her şeyi kendilerinde de gördüklerinden kendilerini düzeltme yoluna girmektense inkar etmek, yakmak yıkmak daha basit göründü gözlerine. Tarım toplumundan da gelsek öyle ya hepimiz kontuz, markiyiz, prensiz.
Reich de Şükrü Erbaş’ın şiirle yaptığını yazıyla bize seslenerek yapıyor. Kendimizi eleştirmekten çekinmemizi, menfaatlere göre hareket etmemizi ve ilginç olarak bizi uyaranları sanki hiçbir eksiğimiz yokmuş gibi dikkate almamamızı eleştiriyor. Kendimizi özgür zannederken aslında biz gibi ‘küçük adamlar’ın büyüttüğü ‘küçük büyük adamlar’ın kölesine döndüğümüzü yüzümüze vuruyor.
Kimseyi düzeltemeyiz . Hüner de bu değil zaten. Kendimizden sorumluyuz ve kendimizi düzeltmeliyiz. Ama önce eksikliğimizi bulmalıyız. Bunu da kendimiz yapamayız. Bizi bize anlatacaklara