"Allah'ım! Bize, günahlarımıza engel olacak kadar korkundan hisse ver. Bizi, cennetine ulaştıracak kadar tâatini nasib eyle. Dünya musibetlerini hafifletecek güçlü iman ver. Allah'ım! Bizi yaşattığın müddetçe kulaklarımız, gözlerimiz ve kuvvetimizden faydalandır; ölümümüze kadar da onları devamlı kıl. Bize zulmedenlerden öcümüzü sen al. Düşmanlık edenlere karşı bize yardım et. Bizi dinimizde musibete uğratma. Dünyayı en büyük düşüncemiz ve gayemiz kılma. İlmimizi dünya ile sınırlandırılma. Bize acımayanları başımıza bela etme."
Bundan bir hayli zaman önce bir dönme bana şöyle demişti:
- Senin yayınların nereye gidiyor yani?... Özlediğin dünya görüşüne uyulursa hırsızın elini kesmek gerekeceğini unutuyor musun? Bu asırda elsiz ve kolsuzlardan mürekkep bir cemiyet nasıl hayal edilebilir?...
Dönmeye verdiğim cevap:
- Senin gibi çeyrek aydınlar ve papağanvari ezberlemeciler, hadiselerin ruhunda yatan sır ve hikmetleri nasıl görsün?... Biz elleri ve kolları kesik insanlardan mürekkep bir cemiyet inşası yolunda değiliz! Asıl cemiyetin elleri ve kolları kesilmesin diye tek tek fertleri hedef tutucu, içten yetiştirici ve dıştan engelleyici sağlam ve sıhhatli bir cemiyete talibiz. Onun içindir ki, hırsızlık yapılsın ve mukabilinde el ve kol kesilsin, fikri ile değil, hırsızlık yapılmasın ve el kesilmesin gayesiyle bu cezayı benimsiyoruz. Sizin cemiyetiniz de herkes hırsız ve kolları yerindedir, bizimkindeyse kimse hırsız değil ve kolları yine yerinde... Hangisi üstün?...
"Evladım" dedi "Fitne öldürmez dersin. Lâkin fitne de öldürür, gönüllere kasteder o, muhabbete, uhuvvete, samimiyete kasteder. Bedenin ölümü gönlün ölümünün yanında bir anlık baygınlık gibidir.
"İleride bir fitne olacak. O fitne içinde kişi mümin olarak sabahlayacak, kâfir olarak akşamlayacak. Ancak Allah'ın ilimle kalbini dirilttiği kimseler hariç."