Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
İslâm dini, tapusu sağlam, temelleri muhkem, üstün bir medeniyettir. Bu medeniyette, takvâ, iffet ve emanet rûhu hüküm sürer. Üstün ahlâk, mal ve makamın üzerinde tutulur.
Kur’ân, kainatın yaratılışı konusuna ayrıntılı şekilde değinmez; vurguladığı temel nokta, ahlaki ve toplumsal değerlerdir. Bu tür konuları ise pozitif bilimlerin incelemesine bırakır. Buna karşılık, Hristiyanlık İncil’de “Tekvin” adlı bölümde kainatın yaratılışı hakkında geniş açıklamalar yapılmıştır. Hristiyanlar, bu metnin Tanrı kelâmı olduğuna inandıkları için doğruluğunu kabul etmekle yükümlüdürler. Ancak gözlem ve deneyler bu anlatımları desteklemediğinde, Hristiyan düşünürler akıl yürütmeye ve Aristoteles’in mantığına başvurmak zorunda kalmışlardır; çünkü Aristoteles’in mantığı, adeta bir rehber işlevi görüyordu. Batı’da gözlem, deney ve analiz yoluyla kainat incelenmeye başladığında, kilise otoritesi giderek zayıfladı. Bilginler, pratik yöntemlerle önemli keşifler yaptıkça, kilise yetkilileri iktidarlarının sarsılmasından endişe duydular. Bu durum, din ile bilim arasında sert çatışmalara yol açtı. Hatta bu süreçte, kainat üzerinde kapsamlı araştırmalar yapan birçok bilim insanı, bazen ilimlerinin bedelini ödemek zorunda kalmıştır. Ilimlerinin kurbanı olmuşlardır