Kitap kaynaklı dostluklar benim için kâfidir.
Her türlü dinci yaklaşım mide bulantısı ile karşılanacaktır. Tek dinimiz bilim ve felsefedir!
Atatürk düşmanları, benim de düşmanımdır.
Kitaplıktan rastgele seçip aldığım Murakami eseriydi benim için. İlk eserlerinden biri. Serinin ikinci kitabıymış. Fare ve ismi geçmeyen karakteri ilk kitabı okumadığımdan bağdaştıramadım elbette. Bittiğinde araştırıp anladım. Her ne kadar serinin ortasından daldıysam da benim için ilk kitabı önce okumak da belki anlamlı bir değişikliğe neden olamayacaktı. Zira Murakami okumak, büyülü gerçeklik ve betimlemenin gücüyle her kitapta keyif vermiştir. Bazı yerler muğlak, ikizler, intihar eden eski kız arkadaş, Fare’nin durup dururken kızla ilişkiyi kesmesi, ardından sürekli uzaktan evi gözlemesi, J’nin anlayışı, Pinball makinesine olan takıntı(maddi bir çıkar vermese de gururlandırıcı etkisi…). Anlamın sorgulanması, geçip giden hayatlar ve günlerin birbirine benzemesi…
Kısa ama nitelik bakımından dolu bir eser. Keyifli bir Murakami deneyimi.
Pinball 1973Haruki Murakami · Doğan Kitap · 20201,549 okunma
İşlediğiniz suçun ne kadar büyük olduğunun hiç bir önemi yoktu. Kaderinizi belirleyecek olan, elinizin altındaki gücün ne kadar büyük olduğuydu.
Günümüz Türkiye’si?
Bir kez okumakla anlaşılmayacak kadar derin. Her okuma ise farklı bir derinlik yaratacak kadar özgün bir eser. Hayatı sorgulatan cinsten. Dünya cetvelle ya da doğal olarak sınırlarla bölünmüş olsa da insan türü temelde aynıdır. Aynı şeyleri yaşar, üzülür ve kum tepeleri gibi benzer hayatlar yaşayarak ölürüz. Belki dil ve coğrafya farklıdır. Kültür ya da hava belki de her şey farklı fiziki olarak ama yaşam sanki az önceki benzetme gibidir(kitaptan aklımda kalan)
İnsan hayatları da kum tepeleri gibidir derdi; sürekli oluşur ve bozulur. Biz orada aynı/benzer şeyler görürüz, insan hayatı gibidir onlar da esasında. Kitaplar bu yüzden değerlidir; zira okunan her kitap en az bir hayattır, belki tecrübe belki de okuyan için terapi. Yaşamın bu kadar hızlı akması, bu kadar benzer süreçlerde geçmesi. Bize kendi hayatlarımıza tekrar bakma imkanı sunar. Öyle ki içimizde hissederiz; hayal kırıklıklarımızı, geçip giden anlarımızı. Hayat trene binmek gibidir demişti Prado bir keresinde. Hepimiz aynı trendeyiz içimiz farklı olabilir ama hepimiz için akıp giden tek bir zaman var. Bize rağmen akmaya devam eder, biz o ara ‘yaşarız’, belki!
Bende uyandırdığı, içimde hissettiğim düşünceler bunlar. Muhtemelen tekrar okuyacağım, çok beklemeden hem de. Zira yastığın hemen yanında saklanacak kitaplardan. Bolca alıntı yapılacak, tekrar tekrar okunacak.
Lizbon'a Gece TreniPascal Mercier · Kırmızı Kedi Yayınevi · 20122,185 okunma