Winston: Büyük Birader diye biri var mı?
O’Brien: Tabii ki var. Parti var. Büyük Birader, Parti’nin cisme bürünmüş halidir.
Winston: Peki, ama benim var olduğum gibi mi var?
O’Brien: Sen yoksun ki.
Winston kollarını yana indirerek havayı yeniden yavaş yavaş içine çekti. Aklı çiftdüşünün dolambaçlı dünyasına kayıp gitmişti. Hem bilmek hem de bilmemek, bir yandan ustaca uydurulmuş yalanlar söylerken bir yandan da tüm gerçeğin ayırdında olmak, çeliştiklerini bilerek ve her ikisine de inanarak birbirini çürüten iki görüşü aynı anda savunmak; mantığa karşı mantığı kullanmak, ahlaka sahip çıktığını söylerken ahlakı yadsımak, hem demokrasinin olanaksızlığına hem de Parti’nin demokrasinin koruyucusu olduğuna inanmak; unutulması gerekeni unutmak, gerekli olur olmaz yeniden anımsamak, sonra birden yeniden unutuvermek: en önemlisi de aynı işlemi işlemin kendisine de uygulamak. işin asıl inceliği de buradaydı: bilinçli bir biçimde bilinçsizliği özendirmek, sonra da, bit kez daha, az önce uygulamış olduğunuz uykuya yatırmanın ayırdında olmamak. “ Çiftdüşün “ dünyasını anlayabilmek bile çiftdüşünü kullanmayı gerektiriyordu.
İnsan gerçekten garip bir canlıydı. Ölümü çok iyi tanımasına rağmen ilk karşılaştıklarında sanki onun hakkında bir şey bilmiyormuş gibi tepki vermesi anlamsızdı.