Mustafa Adem

Mustafa Adem
@MustafaAdem
Michael Muhammad Knight
Peter'ın hayatında eski bir yazar olduğunu hatırlıyorum. Adı William S. Burroughs'du ve Peter'dan 31 yaş büyüktü. Peter benden 32 yaş büyük. Burrough Dağın Yaşlı Adamı, Batıda Assassinler olarak adı çıkan ve uyuşturucu kullandığı öne sürülen ortaçağdaki Nizari-İsmaili tarikatının lideri Hasan Sabbah'a kafayı takmıştı. Alamut'taki dağ kalelerinde yapıldığı söylenegelen uyuşturucu kullanımı ve ritüelize katil hikayelerinin yanı sıra, Assassinler'in Kıyamet Doktrinleri meşhurdu. Yeniden Diriliş'in çoktan gerçekleştiğini ve dinsel yükümlülüklerin ortadan kalktığını savunurlardı; böylece namaz kılmaz, Ramazan'da yemek yiyip seks yapar, şarap içip ot tüttürürlerdi. Fransız araştırmacı Henri Corbin kıyamet ile ileri sürülen şeyi şöyle betimler:"saf spiritüel bir İslam'ın gelişi, bütün yasalara uyma ve kanunlara kölelikten kurtuluş, spiritüel doğum olan Yeniden Diriliş'in şahsi dini.".
Sayfa 22 - 6:45 _ 2015·Kitabı okudu
Din
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
7/10
·296 syf.··
2022 114. kitabı
Yeni yeni büyümeye başlamış bir ülke, Kanada ve bu büyüme yolunda kesişen acı dolu hayatlar. Kimliksiz, geçmişsiz, yalnız işçiler, oyuncular, milyonerler... Ondaatje'nin okuduğum ilk kitabı. Bir anlık hislere, bir anlık hareketlere böylesine sayfalar dolusu anlamlar yüklemek çok zor olsa gerek yazar için, okuyucu için çok keyifli olsa da. Umut dolu bir depresyon gibiydi. Tavsiye ederim.
Aslan Postuna BürünmekMichael Ondaatje · Can Yayınları · 20038 okunma
Michael Ondaatje
--Senin kırmızı bir köpeğin var mı, diye sormuştu Caravaggio'ya birkaç gün sonra. --Evet; Russet, diye yanıt vermişti Caravaggio fısıldayarak. --Sen hırsızsın, değil mi? --En iyisi. Zaten -gördüğün gibi- bunun için buradayım ya. --Kuşkusuz biri neden olmuştur buna. --Evet. O kırmızı köpek.
Sayfa 231 - Can Yayınları _ 2003·Kitabı okudu
Michael Ondaatje
Perdenin ardındaki zifiri karanlığa daldı Patrick. Feneri yakınca gördüğü ilk şey, boşlukta sallanan ayaklar oldu. Fenerin ışığını simli giysinin eteğinden yukarıya doğru kaydırdı. Tahta tutamağı ve ipleri bir su borusuna bağlanmış bir kral asılı duruyor havada. Tüm kuklalar birkaç su borusuna bağlanmış, havada sallanıyorlar. Feneri nereye döndürse, artık kuklaya değil dinlenen insanlarınkine benzeyen kollara ve yüzlere değiyor ışığı. Bir tıp oyununda donup kalmışlar sanki. Kral ve suspus olmuş maiyeti. Bir Uzakdoğu geleneği. Moğol Kralı Akbar ne zaman gongunu çaldırsa, kralın maiyeti -o sırada ne yapıyor olurlarsa olsunlar- oldukları yerde donar kalırlarmış. Kralın kaprisi işte. Herkes heykel gibi dururken, o da aralarında dolaşır, giysilerini ve ne yapmakta olduklarını filan yakından incelermiş. Kılı oynayanın kafası uçurulurmuş. Mutfaklara, cephaneliklere, birbirlerine dokunmak üzereyken donup kalmış aşıkların seviştiği yatak odalarına girer çıkar, sofranın üstünde soğuyup giden yemeklere bazen aç aç bazen de bezgin bezgin bakan heykelleşmiş maiyetinin oturduğu masaların çevresinde dolanır, yalnızca şahinlerin tüneklerinde huysuzlanıp silkindikleri şahinciler koğuşuna bile uğrarmış.
Sayfa 147 - Can Yayınları _ 2003·Kitabı okudu
Siyaset
Michael Ondaatje
--Köpek tıraş ederken babama nasıl yardım ettiğimi hiç anlatmış mıydım sana, diyerek gülüyor Clara. Gerçek bir öykü bu. Babam avlanmayı çok severdi. Dört tane av köpeği vardı. İsmi yoktu köpeklerin. Hep ortadan kayboldukları için onlara numara vermiştik. Yaz gelince avcılar birbirlerinden köpek çalarlar. Köpeklerinin çalınacağı korkusu, babamı çok rahatsız ederdi. Onun için kalkar, Paris'teki en beceriksiz berbere gider, köpekleri tıraş ettirirdik .Pek de müşterisi olmamasına karşın gene de kendini aşağılanmış hissederdi adam. Berber koltuğuna oturur, adam köpekleri kırkarken onları kucağımda tutardım. Sonra da sıçana dönmüş tüysüz köpeklerimizle eve dönerdik. Babam koyun kırkma makinesini alıp köpeklerin sırtını sıfır numaraya vururdu. Köpekleri hortumla bir güzel yıkar, güneşte kurumaya bırakırdık sonra da. Öğle yemeğinden sonra babam ağaç boyasıyla köpeklerin sırtına DICKENS 1, DICKENS 2, DICKENS 3 diye yazardı düzgün harflerle. Son köpeğin sırtına numarayı benim yazmama izin verirdi. Boya kuruyana dek köpeklerin başında beklerdik. DICKENS 4'ü ben yazardım. Ne keyifli günlerdi onlar! Tüm günü neler olduklarını pek anımsamadığım şeylerden söz ederek geçirirdik. Bitkilerden söz ederdik. Şarabın nasıl bir tadı olduğundan filan. Babam bebeklerin nasıl olduğunu da dosdoğru anlatmıştı bana. Bir karpuz çekirdeği alıp iki dilim ekmeğin arasına koymak ve bol bol su içmek gerektiğini sanırdım ben oysa. Annemle babamın yalnız başlarınayken tıpkı bizim gibi konuştuklarını sanırdım. Tüyü kalmamış, sıskalaşmış, başlarına ne geldiğini bir türlü anlayamamış, şaşkınlıktan ne halt edeceklerini bilemeyen köpeklerimizle de konuşurduk uzun uzun. Bazen dört çocuk doğurmuş gibi hissederdim kendimi. Çok hoş zamanlardı, çok. Derken ben tam on beşime basmışken babam kalp krizi geçirip
Sayfa 92 - Can Yayınları _ 2003·Kitabı okudu