Merdivenin başında yırtık paçalı , püskülsüz fesli , yalınayak bir tayfa duruyordu. On senedir şevket-i derya'da Yemen'e , Trablus'a , sürgün , asker götüren bir tayfa...
Ağzını açtı ve sövdü. Uzun kafiyeli , mutantan bir küfür silsilesi : Çoluk çocuk , kadın ihityar , sürü sürü çaresizleri , kimsesizleri seher vakti şevket-i derya'ya sürükleyenlere ; kara çarşaflı matem kümesinin evladını , ayalini
, babasını , kardeşini dünyanın dört bucağına saman çöpü gibi dağıtanlara ; ev bark yıkmayı , ocak söndürmeyi iş edinip onunla para kazananlara!
Küfür sağnağı geçmiş yıllara döndü , zulüm bezirganlarının ecdadına , ecdadının ecdadına , ta Adem Baba'ya ulaştı. Küfür sağnağı gelecek yıllara doğru esti. Zulüm bezirganlarının sülalesinden sülalesine , insanlara eziyet edecek olan ta en son zalime dayandı
Şüphesiz ki bu küfür kaidesi Padişah'a ve onun etrafındaki büyüklere raciydi. Fakat siyah esvaplılar , " bir mesele çıkartmamak " için emir almışlardı. İşitmemezliğe geldiler
"Yok kavga vire paşam , kavga bitti ! " dedi. Hasan Tahsin, Yusuf'un hayret ettiği sakin bir sesle,
"Sen öyle bil çorbacı , keyfine bak..." diye alay etti