“İnsan gündelik hayatın griliğine nasıl biraz renk katabileceğini bilirse -lezzetli bir yemekle, endişelerden uzak bir gevezelikle, derinlere inen bir konuşmayla, kalbe dokunan bir geceyle ve daha birçok şeyle- mutluluk mümkün hale gelir.”
Toplumumuz bireylerin de oldukça yaygın bir biçimde görülen bir olgu da, kendi zamanının yönetim sorumluluğunu üstlenmeyi öğrenememiş olmaktır. Ne var ki eyleme geçmeyi ertelerken organizmanın harcadığı enerji, o eylemi gerçekleştirerek harcayacak enerjiden çok daha fazla olduğu gibi, kişinin kendine saygısının azalmasına da neden olur. Çünkü en sonunda eyleme geçmek “zorunda” kaldığımızda bu artık kendi seçimimiz olamaz. Kendi seçimimizin dışında sürüklenmiş olmanın bedeli ise mutsuzlukla ödenir.
"Acaba âşığın, başlangıçta salt yalnızlığını yaşayan âşığın maşuktan aldığı çağrı mıdır o ses? Yoksa kendi içindeki arayışın maşuka yöneltilmiş çağrısı mıdır?"