Sır şudur ki aşk, yüzünü tam olarak kimseye göstermez; çünkü o ezel kuşudur. Buraya gelmiştir ama o, ebediyet yolcusudur. Yüzünü biz gelip-geçicilere göstermediği gibi her ev de ona yuva olmaya layık değildir; zira onun yuvası ezeliyetin celâlet yurdudur.
Zaman zaman ezele doğru uçar ve kendini izzet ve celâl perdesinin arkasına gizler. Güzellik yüzünü, tam anlamıyla bilginin gözüne hiç göstermemiştir ve göstermeyecektir de.
İşte bu sırdan dolayı, herhangi bir kimse onun emanetinin esrarına vakıf olacak olursa böyle bir şey bu dünyaya ait engel ve ilgilerden uzaklaşıldığı; bilgi, vehme dayalı hendese, kurguya dayalı felsefenin varsayımlarından ve duyuların yanıltmasından kurtulduğu zaman gerçekleşir.
Getir dostların gönlünü birleştiren bâde'mi
Bağışla dağlar gibi gamı kaldıran o demi
Çekince bâde kılıcını kadehin kınından
Görsün şu dünya artık edeceğim sitemi
Getir, ver Pûr-ı Mugân'ı Pir-i Mugân'a*
Ki Rüstem'in Rahşı taşır ancak Rüstem'i
Bunların her ikisi de uhrevî âleme aittir, bu dünyevî hayata değil.
* Pûr-ı Mugân: Genç sâki.
Pir-i Mugân: Yaşlı sâki, mürşit.