"Delikanlı, yüzünü bile göremeden sevdiği yavuklusuna aşkını, ilan etmek için penceresi önüne bir parça kömür, bir limon, bir de kuru ekmek bırakır.
Kömür, 'Aşkından yandım kavruldum' demektir.
Limon, 'Sevdanla sararıp soldum.'
Kuru ekmek ise 'Yeter ki kavuşalım, ömrümce kuru ekmek yemeğe razıyım.'"
“Eşkiyanın eskisi yenisi olmaz,” diyerek itiraz ettim. “İkisinin de yaptığı zorbalık değil mi? Artık bırakalım bu edebiyatı. Yumrukla, tabancayla, bıçakla sağlanan üstünlüğün saygı duyulacak nesi var? Güce değil, adalete itibar etmek lazım.”
“Bak, Milena, Robinson bir gemiye tayfa yazılı o tehlikeli yolculuğa çıkmış, gemi batmış ve daha bir sürü şey geçmişti başından. Oysa yalnızca seni kaybetmem yeter, Robinson’un durumuna düşerdim ben de. Hatta onunkinden de kötü olurdu durumum. Onun bir adası, çalışmayıp dinlendiği bir cuması ve daha pek çok şeyi vardı, sonunda da bir gemi adadan yine alıp götürdü kendisini ve başından geçenleri bir düşe dönüştürdü. Ama seni yitirdim mi hiçbir şey kalmaz benim elimde, adım bile kalmaz, onu da sana verdim çünkü.”