Bize yiyecek getirenlere özgür insanlar derdik. Ne şaka ama… Yöneten sınıflar olarak bizler bütün toprakların, bütün makinelerin, her şeyin sahibiydik. Yiyecek getirenlerse bizim kölelerimizdi. Ellerindeki bütün yiyecekleri kendimize alır, aç kalmayıp çalışarak bize yiyecek getirmeye devam etsinler diye onlara da azıcık bir şeyler verirdik.
Her bir pencere camının ardında her daim yazgının beklediğini, her bir kapının bir yaşantıya açıldığını, bu dünyadaki çeşitliliğin her yerde hazır ve nazır olduğunu ve en kirli köşenin bile böceklerin gayretkeş parıltısının çürümesi misali biçimli yaşantılarla kaynadığını bir kez daha hissettim.