"Sende kendine başka bir baba bul. Herkesin babası çoktur bu ülkede. Devlet baba, Allah baba, Paşa baba, Mafya babası... Burada kimse babasız yaşayamaz."
Uzun bir süre kimseyle konuşmadım; içime döndüm. Dünya ile arama uzaklık koydum. Dünya güzeldi, içim de güzel olsun istedim. İçimde bir suçluluk, hatta kötülük yokmuş gibi yaparsam, yavaş yavaş kötülüğü unuturdum. Böylece hiçbir şey olmamış gibi yapmaya başladım. Hiçbir şey olmamış gibi yaparsanız ve gerçekten de hiçbir şey olmuyorsa, hiçbir şey olmaz sonunda.
Hayatımda hiç bu kadar mesut olduğumu, içimin bu kadar genişlediğini hatırlamıyordum. Bir insanın diğer bir insanı, hemen hemen hiçbir şey yapmadan, bu kadar mesut etmesi nasıl mümkün oluyordu?
Bir kitabı okurken geçen iki saatin, ömrümün birçok senelerinden daha dolu, daha ehemmiyetli olduğunu fark edince insan hayatının ürkütücü hiçliğini düşünür ve yeis içinde kalırdım.
Başını öne eğerek çıktı kokusundan nefret ettiği hastaneden. Bütün hastaneler aynı kokmak zorunda mıydı? Hepsi aynı yerden mi alıyordu temizlik malzemelerini ya da hiç mi kimse çıkıp da çilek kokulu deterjan üretmeyi akıl edemiyordu? Sanki bütün ilaçların ortalamasını andıran bir kokudan oluşan bu deterjan,biri 'hastane' dediğinde diğerinin burnunda kendiliğinden beliren nefret uyandırıcı bir etki yaratıyordu. Herkesin mutlaka kötü bir anısı vardı hastanede ve bu koku aynı zamanda o kötü hatıranın da kokusu oluyordu.