Ah Pollyanna..
Yüreğin çok sıcak, çok masum ve çok güzel.
Zeki, pratik düşünebilen bir akla ve inanılmaz masumiyetle, iyilik kokan, çiçeklere bürünmüş, bir ruha sahipsin.
Fakat içinde bulunduğun dünya senin masumiyetini ve güzel ruhunu kaldırabilir mi bilmiyorum. Buraya fazlasın, hem de çok fazla.
Acı ve kederle bezenmiş dünyada, yaşamda kalma savaşı verirken bütün acıları ve kötülükleri bir oyunla bertaraf etmeye çalışıyorsun. Ve bunda da ziyadesiyle başarılı oluyorsun. Sana hayret etmemek ve hayran olmamak asla mümkün değil.
Bu hikayede, çarkı disiplin ve gerçekçilikle düşünmeye ayarlanmış bir aklın işleyişini değiştirmiş, duyguların ve hislerin patikasından ziyadesiyle uzak olan katılaşmış bir yüreği ise incelikle yumuşatmayı başarmış, adeta mutluluğun sembolü haline gelen Pollyanna'nın hikayesini okuyoruz.
Okurken içimin sıcacık olduğu ve bu denli kahkahalar eşliğinde okuduğum yegane kitap oldu Pollyanna benim için. Kitabı okurken hem küçük bir çocuğun bakış açısından dünyaya bakabiliyordum hem de kitaptaki yetişkinlerin bakış açısı ile olayları ve durumları değerlendirebiliyordum. Yazar burada her iki perspektifi de çok güzel yansıtmıştı.
Pollyanna'nın küçük gafları, kurduğu tatlı cümleleri beni bir yandan güldürürken bir yandan onun dünyaya ve çevresindekilere karşı olan bakış açısına hayran olmama sebep oluyordu.
Pollyanna yaratıcılığı, farkındalığı, ve sevgisi yüksek bir çocuk. Gittiği her yerde herkese neşe getirmekten geri durmayan bir çocuk. En çok da insanları ve insanların komplekslerini, olayları ve durumları değiştirmekten korkmayan bir çocuk. Bu yönden de cesur bir karaktere sahip. Tüm bunlar kendisine çok sayıda insanların sevgi beslemesine yol açmış bir çocuk. Kitabın son fasılına geldiğim vakit kendi çocukluğumu Pollyanna ile karşılaştırdım.