Beyoğlu Kültür Yolu Festivali’nin 10. Günündeyiz! Yaza vedayı iyiden iyiye kabullendiğimiz günlerde geldi çattı. Ne iyi etti diyorum keyfimce. Hepsine yorulacak binlerce yorumum var ama zilberman galerinin işlerine dair minik bir şeyler aklımı kurcalıyor, dayanamadım. Birkaç gün önce Beyoğlu’nda -Mısır Apartmanı’nında, Grand Pera’da,vs- gezdiğim sergileri düşünüyordum, acayip çıkmaza girdim. Sarmaşık sergisini tek başıma gezdiğimde ilk önce biraz ürktüğümü itiraf etmeliyim. Ama konuya ilişkin biraz araştırma yapınca Zilberman Gallery Serginin kavramsal çerçevesinin çıkış noktası Alexís O. van Tlön* tarafından kaleme alındığı düşünülen bir el yazmasında "sarmaşık" üzerine geçen bir pasaj olduğunu görüyorum. Viyana merkezli enstitü Institut für außergewöhnliches Archivwissen Wien tarafından yakın zamanda keşfedilip gün ışığına çıkarılan el yazmasındaki pasaj, sarmaşık kelimesinin Arapçadaki "asheka" telaffuzunun, Türkçedeki "aşk" (aşırı ve şiddetli aşk) kelimesinin köküne dönüşümünü detaylandırır. Metnin mantıklı olduğu kadar şiirsel düşünce örgüsünde van Tlön: "Sarmaşık çevrelediği ağacın suyunu emer, kurutur, zayıflatır. Bazen aşırı sevgi âşığın hayatla bağlantısını kesmesine, âşığı solmuş bir bitki gibi yorup kurutmasına sebep olur." diyerek başlar. Ardından, kurduğumuz güçlü bağların hayatta kalmak için nasıl hayati öneme sahip olabileceğine, bir "bitkinin" yaşam için nasıl bir direnç sembolü olabileceğine dair satırlarla devam eder. Bu düşünceyi "harabeler" üzerine kurduğu bağlantılarla zenginleştirir. Tlön'e göre bir zamanlar yaşananların en güçlü göstergelerinden biri olan harabeler, geçicilik duygusunu sabitler. Harabelerin yaşamı geride kalana bağlayan tek yoldaşı ise sarmaşıktır.
Sarmaşık galerisi beni düşündükçe hâlâ biraz ürkütüyor. Sergi bitmeden bir kez