Necip G.

Necip G.
Native Content Manager @ Demirören Medya “Her okur oturduğu koltukta birer Crusoe’dur.” (Alberto Manguel) "Ben cenneti hep bir çeşit kütüphane olarak düşlemişimdir." (Jorge Luis Borges)
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
7/10
·392 syf.··
2018 1. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 03 Ocak 2018 21:47
Zeus ile Saddam Hüseyin'i, Jül Sezar ile Fidel Castro'yu, Kristof Kolomb ile Beethoven'ı ya da Rahibe Teresa ile Marquis de Sade'ı aynı kitap içinde buluşturabilmenin yolu nedir diye sorsam, ne cevap verirdiniz? Saydığım isimleri ve çok daha fazlasını aynı kitapta bir araya getirmeyi başarmış olan Eduardo Galeano kitabının alt başlığına, 'Neredeyse evrensel bir tarih' adını vermiş... Kitap yayınlandığında Galeano 67 yaşındaymış ve hayatı boyunca elde ettiği tüm birikimden ona kalanları yaklaşık 600 başlık altında kısa kısa bizlere de aktarmış. Yazar bu durumu, 'Ben hatırlatma takıntısı olan bir insanım' sözleriyle açıklıyor. Ancak bana göre bu emek, başlı başına 'taşın altına elini koymak' deyimiyle açıklanabilir. Anı kitaplarına veya otobiyografilere bakışım, oldum olası hep mesafeli oldu. Çünkü 'büyük eserler yaratan her yazarın büyük bir hayatı vardır' ön kabulü benim için geçerli değildi. Kaldı ki, yazar ne kadar büyük olursa olsun kendi hayatı çoğu zaman ilgimi çekmedi. Bunu neden yazdığıma gelirsek; bence büyük yazarlar ustalık eserlerini kaleme alırken anıları yerine birikimlerine yoğunlaşmalı ve yılların süzdüğü o kadim bilgiyle okuruna karşı son vazifesini ya da sorumluluğunu yerine getirmeli diye düşünüyorum. İşte bu kitap, bu düşüncenin ete kemiğe bürünmüş hali... Galeano'nun yemeğin yanında hangi şarabı tercih ettiğini değil de, onun dünyayı algılayış şeklini, tecrübelerini, bilgiyi nasıl kullandığını ve kendi bakış açısıyla evrensel tarihini yazarken beynimize transfer ettiği kazanımları okumak gerçekten çok keyifli... Yeri gelmişken, bu kitabın 1000Kitap 2. İstanbul buluşması için seçilen kitap olduğunu belirtir ve bu vesileyle kitapla tanışmamıza aracılık eden dostlarımıza teşekkürlerimi sunarım... Tekrar kitabımıza dönersek, detaylara inmeden genel
Aynalar: Neredeyse Evrensel Bir TarihEduardo Galeano · Sel Yayıncılık · 20201,459 okunma
Ferhat Tezcan isimli okura yanıt verildi
Necip G.
Ferhat bey selamlar... Ben hala tartışmaya çalıştığımız konunun doğru adresinin bu kitap incelemesi olduğunu düşünmüyorum. Ben, "Neredeyse evrensel bir tarih" mottosu taşıyan bir kitabın içeriğinde Osmanlı'dan bahsedilmemesini sorguladım incelemede... Kendimce de bir yorum getirmeye çalıştım. Sizin aksinize, Osmanlı'nın belli bir dönem dünyanın egemen devletlerinden biri olduğunu düşünüyorum. Tarihte hiçbir imparatorluk çiçek dağıtarak hükümranlık sürmemiş maalesef. Osmanlı eleştirinizi, tarihteki tüm egemen devletler için yapabilirsiniz. Bugün refah içerisinde yaşayan Avrupa devletleri bile yüzyıllar boyunca insanları sömürerek, köleleştirerek, savaşarak, işkence ederek bugünkü konumlarına gelmişler. Hatta bugünün egemen devletleri bile direkt veya örtülü bir şekilde aynı yolu izliyorlar... Tarihte yaşanan olaylara övgü veya yergi merkezli yaklaşmıyorum. Daha çok gerçekçi bakmaya çalışıyorum... Ancak dediğim gibi, bu kadar geniş bir konuyu burada tartışmaya çabalamak birbirimize kopuk kopuk cümleler yazmaktan ibaret kalacaktır. Yorumunuzu yanıtsız bırakmamak adına bu şekilde toparlamaya çalıştım kendi tarafımı... Tekrardan keyifli okumalar diliyorum...
7/10
·392 syf.··
2018 1. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 03 Ocak 2018 21:47
Zeus ile Saddam Hüseyin'i, Jül Sezar ile Fidel Castro'yu, Kristof Kolomb ile Beethoven'ı ya da Rahibe Teresa ile Marquis de Sade'ı aynı kitap içinde buluşturabilmenin yolu nedir diye sorsam, ne cevap verirdiniz? Saydığım isimleri ve çok daha fazlasını aynı kitapta bir araya getirmeyi başarmış olan Eduardo Galeano kitabının alt başlığına, 'Neredeyse evrensel bir tarih' adını vermiş... Kitap yayınlandığında Galeano 67 yaşındaymış ve hayatı boyunca elde ettiği tüm birikimden ona kalanları yaklaşık 600 başlık altında kısa kısa bizlere de aktarmış. Yazar bu durumu, 'Ben hatırlatma takıntısı olan bir insanım' sözleriyle açıklıyor. Ancak bana göre bu emek, başlı başına 'taşın altına elini koymak' deyimiyle açıklanabilir. Anı kitaplarına veya otobiyografilere bakışım, oldum olası hep mesafeli oldu. Çünkü 'büyük eserler yaratan her yazarın büyük bir hayatı vardır' ön kabulü benim için geçerli değildi. Kaldı ki, yazar ne kadar büyük olursa olsun kendi hayatı çoğu zaman ilgimi çekmedi. Bunu neden yazdığıma gelirsek; bence büyük yazarlar ustalık eserlerini kaleme alırken anıları yerine birikimlerine yoğunlaşmalı ve yılların süzdüğü o kadim bilgiyle okuruna karşı son vazifesini ya da sorumluluğunu yerine getirmeli diye düşünüyorum. İşte bu kitap, bu düşüncenin ete kemiğe bürünmüş hali... Galeano'nun yemeğin yanında hangi şarabı tercih ettiğini değil de, onun dünyayı algılayış şeklini, tecrübelerini, bilgiyi nasıl kullandığını ve kendi bakış açısıyla evrensel tarihini yazarken beynimize transfer ettiği kazanımları okumak gerçekten çok keyifli... Yeri gelmişken, bu kitabın 1000Kitap 2. İstanbul buluşması için seçilen kitap olduğunu belirtir ve bu vesileyle kitapla tanışmamıza aracılık eden dostlarımıza teşekkürlerimi sunarım... Tekrar kitabımıza dönersek, detaylara inmeden genel
Aynalar: Neredeyse Evrensel Bir TarihEduardo Galeano · Sel Yayıncılık · 20201,459 okunma
Ferhat Tezcan isimli okura yanıt verildi
Necip G.
Ferhat bey şu cümleden kişisel eğilimimi, önyargılarımı, Osmanlı övücülüğümü falan nasıl çıkardınız; " 600 küsur yıl boyunca dünyanın büyük bir bölümüne hükmeden Osmanlı...." Ha bir de bunun için tarihsel belge göstererek bu 'iddia'ma dayanak göstermemi istemişsiniz. Bence içinizden Osmanlıya sayıp sövmek gelmiş, uygun ortam ararken bu incelemeye denk gelmişsiniz. Daha mantıklı bir açıklama bulamadım şu aşamada... Sizi tatmin eder mi bilmiyorum ama Osmanlı övücüsü falan değilim. Osmanlı'nın tarihte dünyanın egemen devletlerinden biri olması farklı bir realite, bunu nasıl gerçekleştirdiği ise bambaşka bir konu. Osmanlı dünyaya 600 yıl hükmetti demek sadece bir realiteyi vurgulamaktır. Bunu da durup dururken söylemedim zaten, kitabı incelerken fikir olarak belirttim. Misal olarak veriyorum; şu an dünyayı ABD yönetiyor demek ABD övücülüğü müdür? Neyse, dediğim gibi siz daha çok bağcıyı dövmek için yazmışsınız yorumunuzu. Bu açıklamaların bir anlamı var mı emin değilim... Keyifli okumalar...
8/10
·175 syf.··
Beğendi
·
2018 7. kitabı
·
33 saatte okudu
·
Okunma: 18 Ocak 2018 21:58
Kitabın 113. incelemesini yapan bir okur olarak baştan ifade etmek isterim ki, kitabın içeriğine, yazıldığı döneme, yazarın içinde bulunduğu şartlara, teknik özelliklerine ve benzeri konuların detaylarına girmeyi pek düşünmüyorum. O nedenle, kitabı henüz okumayan okurların sitedeki birbirinden değerli incelemelere göz atmalarında fayda var... Ben kendi incelememde 1846 yılında yazılan bu romanı, yaklaşık 175 yıl sonra neden hala büyük bir hevesle okuyup etkilendiğimiz sorusuna dilim döndüğünce yanıt aramaya çalışacağım... Tabii kitabı Dostoyevski'nin yazmış olması dışında kalan nedenlerden bahsediyorum... Çünkü bu kitabı okumamızın arkasında yatan en büyük nedenlerden birinin bizzat kitabın yazarı olması su götürmez bir gerçek... --------------------- Yoksulluk sınırı diye bir kavram var hayatımızda... Bana çok enteresan gelir bu kavram... Nedir yoksulluk sınırı? Bu sınırı geçince ne olur? Nasıl bir dünya vardır bu sınırın ötesinde? Kim neye göre çizmiştir bu sınırı ve kimler bu sınırın başında nöbet bekler, kaçakları içeri sokmamak için? Bu sınır, Meksika Sınırı gibi birşey olsa gerek... Bin bir zorlukla o sınırı geçen insancıklar, özgür bir dünyaya adım attıklarını sanırlar. Oysa içlerinden pek çoğu, özgür ama yoksul oldukları topraklardan, köle ve yoksul olacakları topraklara adım attıklarını yıllar sonra fark ederler... Özgür ve zengin dünya vaadi, tavşanın önünde sürüklenen ipe bağlı bir havuç gibidir. Tavşan havucu gördüğü müddetçe onun peşinden koşmaya devam edecektir. Ta ki fiziksel ve ruhsal olarak tükeneceği noktaya varıncaya kadar... İşte yoksulluk sınırı da bu müstakil durumun kurumsallaşmış halidir... Yoksulluk sınırını geçtiğimiz anda aslında başka bir yoksulluk sınırının içine girdiğimizi sonradan hayat tecrübeleri ile öğreniriz. Bize bunu öğreten,
İnsancıklarFyodor Dostoyevski · Can Yayınları · 202377bin okunma
Ülkü Acar isimli okura yanıt verildi
Necip G.
Çok teşekkür ederim vakit ayırdığınız için. Keyifli okumalar dilerim…