Kitabı okumaya başladığımda ilk sayfalarda yer alan röportajdan sık sık alıntılar paylaştım. Amacım biraz da yakın tarihimize ait ama pekte kimsenin bilmediği bu çarpıcı kitabın keşfedilmesi, farkındalık oluşturmaktı. (Yoğun alıntı bombardımanım üzerine rahatsız olup takipten çıkanlar oldu açıkçası bu beni sevindirdi. Beni takip eden insanların kendisinin hiçbir derdi olmayıp, dışarıdaki hayatları umursamadan telefon başında melankoli arayışında olup, hayali ızdıraplar çekmeyip gerçek peşinde olanları sıkıcı bulan insanlardan oluşmasını istemem, ki öyle beğeni takipçi kasma derdim de yok. ) Fakat röportaj bitip anıların bazı sebeplerden dolayı öyküleştirilmiş haline geçiş yapınca parmaklarım titredi, nefesim sıkıştı ve alıntı yapamadım. Sebebi sadece minik kısmı değil kitabın baştan sona herkesin okumasını istemem mi yoksa alıntıya üstünkörü bakıp geçilmesi ve bu saygısızlıkta rolümün olmasına korkum mu bilemiyorum. Belki de asıl sebep yazmaya dayanamayacağımdı. Sonra durup kendime senin baban anıların geçtiği tarihte o yörede görev yapıyordu diye mi bu tepkilerin, hadi baban dönenlerden değil de şehit olanlardan olsaydı ne tepki vermeyi düşünüyordun, bu yaptığın bencillik değil nedir? …. şeklinde uzayıp giden tonla şey söyledim ama hiç bir çıkışım boğazımdaki yumruyu geçirmedi, aksine artırdı. Sonra yaşamımı sorguladım, geçmişi, bugünü, yarınları, hataları, hepimizi, her şeyi… Bu insanlar (sadece son yüzyıl değil bu topraklar için can vermiş tüm şehitler) neden şehit oldu sorusuna hepimizin cevabı az çok biz rahat yaşayalım şeklinde oluyor ama biz bu rahatı çok yanlış anlamışız. Örneğin ben, bir öğrenci olarak 1-2 saat ders çalışayım sonra nerede boş iş var ben orada şeklinde bir hayat süreyim diye değil ki önce ülkemi sonra dünyayı daha doğrusu insanlığı sürekli bir