Ayaklarıyla masayı itip aşağıya yuvarladı; bir boşluğa düşerken durdu. Gözleri, ağzı açık, bacakları gerilerek, çırpınarak sallanırken kollarını kaldırıp başının üstünden ipi tutmaya uğraştı. (Ne oldu? Yapmayı unuttuğu bir şeyi mi anımsadı birden? Ya da yeryüzünde tek gerçek değerin kendisine verilmiş bu olağanüstü yaşam armağanını korumak, her şeye karşın sağ kalmak, direnmek olduğunu mu anladı giderayak? Yoksa bilinçsiz canlı etin ölüme kendiliğinden bir tepkisi miydi bu?)
—Bütün çağların trajedisi bu, Ku-ya-ra; ‘Kumda yatma rahatlığı.’ A-da-ko: ‘Ağaç dalı kompleksi.’ Şimdi kumda yattığım için kuyara diyorum. Daha da genişletilebilir. Kuyara, alışılmış tatların sürüp gitmesindeki rahatlıktır. Düşünmeden uyuyuvermek. Biteviye geçen günlerin kolaylığı. Ya adako? Ağaç dalındaki, gövdeden ayrılma eğilimini fark ettin mi bilmem? Hep öteye öteye uzar. Gövdenin toprağa kök salmış rahatlığından bir kaçıştır bu. Özgürlüğe susamışlıktır. Buna ben ‘ağaç dalı kompleksi’ diyorum. Genç hastalığıdır. Çoğunlukla kuyara dişidir. Adako erkek. Pek seyrek cins değiştirdikleri de olur. Ağaç dalı kompleksine tutulmuş kişi gergindir. İnsanların ağaç dallarını budayıp gölgeye yaklaştırdıkları gibi, yakınları onun içindeki bu Adako’yu da budarlar. Onu gövdeden ayırmamak için ellerinden geleni yaparlar. Kimi insana ne yapılsa yararı olmaz. Asi daldır o. Ayrılır. Balta işlemez ona.
“Mr.Lorry, Miss Pross’un ne kadar kıskanç olduğunu biliyordu; onun hakkında şu zamana kadar öğrendiği bir diğer şeyse, tüm o eksantrikliğinin altında son derece diğerkâm bir insan oluşuydu ki, bu yalnızca kadınlara has bir özellikti; bu tip kadınlar, yitip giden gençliğin, hiç sahip olamadıkları güzelliğin, yakalama şansı elde edemedikleri başarıların, kasvetli yaşamlarında barınma imkânı bulamayan parlak umutların yerine saf bir sevgi ve adanmışlığı koyar, kendilerini sevdiklerine kul köle ederlerdi. Mr.Lorry, vefayla, içten gelerek yapılan bir hizmetten daha yüce bir şey olmayacağını bilecek kadar iyi tanıyordu hayatı; her türlü maddi çıkardan azade olan bu hizmet türüne öyle büyük saygı duyuyordu ki, kafasında öteki dünyadaki konumuna dair bir takım öngörülerde bulunduğunda -ki hepimiz bu tür şeyleri az ya da çok yaparız- Miss Pross’u, Tellson Bankası’nda mevduatları bulunan, hem Doğa’dan hem de Sanat’tan nasibini fazlasıyla almış hanımlarla kıyaslayınca, meleklerin alt mertebesine daha yakın bir yere konumlandırıyordu.”
Sayfa 122 - İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Ah gelecek neyse uzak da odur! Belirmekte olan bütünüyle önemli bir şey gözlerimizin önüne gelir, gözlerimiz gibi duygularımız da onun içine karışmak ister ve biz, ah, tüm varlığımızla kendimizi ona vermeyi, büyük ve muhteşem tek bir duygunun tüm hazzıyla dolmayı özleriz. —Ah, oraya vardığımızdaysa, orası şimdi burası olmuşsa, her şey her zamanki haline bürünür, zavallılığımızın ve sınırlılığımızın içinde kalakalırız, ruhumuzsa kaçırdığımız huzura özlem duyar.