Nergizê

Nergizê
@Nergize
Odyometrist, Sosyolog Adayı
Ön lisans, lisans
7 okur puanı
Ocak 2020 tarihinde katıldı
Rutin
Diderot a göre rutin insana yemi şeyler katan, insanı yayalaştırma yolunda yardım olan bir yaşam döngüsüdür. Sanatta, zanaatta, hayatta rutin olan her şey aslında isanı yayalaştırırken bir şeyle nasıl ilgileneceğini, onunla nasıl derin bir bağ kurduğunu, hep yaptığı şeyi nasıl değiştirebileceğini de öğretir. Adam Simit’e göre ise rutin insanın ruhunu öldüren, tekrardan başka bir şey değildir. Diderot’nun kâğıt fabrikası gibi, Smith’in iğne fabrikası da ba­ rınmak değil çalışmak için yapılmıştı. Ev ve işin ayrımı, Smith’e göre, modem işbölümlerinin en önemlisiydi. Ayrıca, Diderot’nun kâğıt fabrikası gibi, Smith’in iğne fabrikası da her bir işçinin belir­ li bir rutinde tek bir işi yapması sayesinde düzenli bir biçimde işli­ yordu. Ancak Smith’e göre, iğne fabrikası kâğıt fabrikasından, ça­ lışma zamanının bu şekilde organize edilmesinin insani açıdan ne kadar zararlı olduğunu gösterme noktasında ayrılıyordu ... Smith’in yaşadığı dünya, elbette, uzun zamandır rutine ve za­ man tarifelerine aşinaydı. VI. yüzyıldan itibaren kilise çanları, günü dini bölümlere ayırıyordu; Benedikten tarikatı ortaçağ başlarında önemli bir adım atarak, dua zamanlarının yanında çalışma ve yeme zamanlarını da çanlarla belirtmeye başlamıştı. Smith’in dönemine yaklaşıldıkça, mekanik saatler kilise çanlarının yerini almış ve XVIII. yüzyılın ortasına gelindiğinde cep saatleri yaygın olarak kul­ lanılmaya başlamıştı. Artık, kişi her nerede olursa olsun, görme ve­ ya duyma mesafesinde bir kilise olsun olmasın, matematiksel bir dakiklikle zamanı bilebilirdi: Böylece zaman mekâna bağımlı ol­ maktan çıkmıştı. Zamanın bu şekilde programlanması neden insani bir felakete yol açacaktı ki? .... İğne fabrikası giderek uğursuz bir yere dönüşür. Smith, iğne imalatında, işlemleri parçalara bölmenin, iğne
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
ama biliyorsunuz, azizlerden çok yenilmişlere karşı bir dayanışma duygusu içindeyim. Sanırım yiğitlik ve azizliğe karşı eğilimim yok. Beni ilgilendiren, bir insan olmak.
Dünyanın geri kalanı için, darmadağın olmuş kültürlerin içinde doğanlar için, değişimi ve modernliği alış farklı biçimlerde ortaya kondu. Çinliler, Afrikalılar, Japonlar, Kızılderililer ya da Amerika yerlileri için, Yunanlılar ve Ruslar için, İranlılar, Araplar, Yahudiler ya da Türkler için modernleşme, sürekli olarak kendilerinden bir parçanın terk edilmesi anlamına geldi.
Bu gezegenin üzerinde nerede yaşanırsa yaşansın, artık her türlü modernleşme Batılılaşma demektir.
Sana “Küçük Adam”, “Sıradan İnsan” diyorlar; yeni bir çağ, “Sıradan İnsan Çağı” başladı diyorlar. Bunu söyleyen sen değilsin Küçük Adam. Onlar söylüyor bunu, büyük ulusların Başbakanları, koltuklanmış işçi liderleri, burjuva ailelerinin tövbekar evlatları, devlet adamları söylüyor, filozoflar söylüyor sana bunu. Geleceğini eline veriyor, geçmişinden hiç sual etmiyorlar. .. Sen, “küçük, sıradan bir insan”sın. Bu sözcüklerin çifte anlamını kavrıyorsun, değil mi: “küçük” ve “sıradan” .. Yönetimi elinde tutan kişilerin, “Küçük Adamı” yönetmelerine izin veriyorsun. Ama sen, hiç sesini çıkarmıyorsun. İktidardaki adamlara, yönetimi elinde tutan güçlülere, ya da kötü niyetli güçsüz adamlara seni temsil etme yetkisini veriyorsun. Her seferinde aldatıldığını anlıyorsun, ancak bunu anladığında, iş işten geçmiş oluyor.