Niçeda

Bizi yıkmak isteyenler bizim kuvvet temellerimizin ne olduğunu iyi bilirler ve önce bunları yıpratmaya, Türk tarihine ve Türklüğe karşı eski iftiraları yeni şekiller altında hortlatmaya çalışırlar.
Alıntı
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
3 tarafı deniz 4 tarafı kederle dolu ülkem;
Osmanlı Devleti bir sınır devletiydi. Atatürk ise yeni Türkiye'yi milliyet ve Batı medeniyetinin sınır kalesi yapmıştır. Çarpışan iki dünya görüşü arasında tarih bize milli hâkimiyeti ve Batı medeniyetini, varlık ve bekamızın şartı olarak gösterdi. Atatürk'ün ölmezliğe erişmesinden beri, Türk'e yüklenen bu vazife ve sorumluluk, bütün insanlığın geleceğini tayin edebilecek bir önem kazanmış bulunuyor. Bütün dünya Türk kalesinin sağlamlığı nispetinde rahat nefes alıyor.Türk, arzı yerinden oynatan tahrip oyuncaklarını sallayanlar karşısında gözünü kırpmadan ayakta duruyor.
Alıntı
Milleti yaratan ve yaşatan en mühim unsurlardan biri milli tarih şuurudur; milletler, dünya yüzünde değerlerini, millî tarihlerine verilen değer ölçüsünde kazanırlar.
Alıntı
1950’den beri böylelerini yetiştirdiler;
1963 yazında İstanbul'da büyük camilerden birinde dinlediğim bir vâiz, kendisini can kulağı ile dinleyen imanlı vicdanlara hararetle şu fikri aşılamaya çalışıyordu: Diyordu ki, hakiki bir Müslüman (tabii bununla 'mutaassip, şeriatçı Müslüman' demek istiyordu) yabancı bir hâkimiyet altında dahi hür olabilir. Fakat Müslümanlığa aykırı hareket eden bir hükûmet idaresindeki Müslüman hür sayılamaz. Bu gibi telkinlerin, halk ruhunu nelere hazırladığını açıklamaya lüzum yoktur. Tam bir hürriyet içinde konuşan vâiz efendi, yalnız Atatürk Türkiye'sinde Türklerin hürriyet anlayışından değil, bizzat İslamiyet’teki hürriyet kavramından da ne kadar gafil olduğunu ortaya koymaktaydı. Bu vâizi dehşetle dinlerken onun, 1921'de hürriyet için Sakarya'da çarpışanlardan yahut o zaman Büyük Millet Meclisi'ndeki ulema efendilerden birinin karşısına çıkmasını temenni ederdim.
Alıntı