İnsanların tabiatları aslında pek o kadar muğlak değildir. Lakin bunu tarif icap edince öyle gerek gördüğümüzden muğlaklaştıran biziz. Çünkü insanlığa, yani kendi kendimize mal ettiğimiz bir şeref vardır. Buna halel getirmemek için hakikati tahrife mecbur oluruz. Vahşetçe insanların diğer hayvanlardan pek farkları yoktur. İyi insan bütün ihtiyaçlarını temin ettikten sonra rahat durabilendir. Canavarlar doyduktan sonra bir tehlikeye maruz kalmadıkça paralamazlar. Fakat insanlar doyduktan sonra yine rahat durmuyorlar. İnsanın ihtiyacı midesinin dolmasıyla bitmiyor. Hele medeniler, kendilerine pek çok ihtiyaçlar icat etmiş oldukları ve bunları kolayca elde etmedikçe rahat duramayacakları için hemcinslerini zarara sokmak ve yok etmekte canavarları geride bırakırlar. Onlar için hak demek, işi vicdan ve kitabına uydurarak zayıf bulduklarını ta kemiklerine kadar soymaktır. İnsan karnını doyurduktan
sonra sigarasını yakar. Kahvesini içer. Fakat henüz keyfi tamam değildir. Eğlenmek ister. Medeniyet denen çamurun içinde kafaları blasé olmuş öyleleri vardır ki bunlar mesireden, tiyatrodan, sözden, sazdan artık gına getirmişlerdir.
Sinirlerine bunların üstünde gerginlik verecek şeyler ararlar. İnsanların en büyük eğlenceleri muzipliktir. İnsan insanın hüsranından, zararından ve hatta felaketinden hoşlandığı kadar hiçbir şeyden tezzet almaz. Şaka adı altında bazen birbirimize pek acı şeyler yaparız. Ve çoğunlukla tahammülün üstüne çıkarak şakayı kaka ederiz