Hiçbir zaman inandıramadım seni kahramansız bir dünyaya neden inandığıma. Hiçbir zaman inandıramadım seni o kahramanları uyduran zavallı yazarların neden kahraman olmadıklarına. Hiçbir zaman inandıramadım seni o dergilerde resimleri çıkanların bizden başka bir soydan olduğuna. Hiçbir zaman inandıramadım seni sıradan bir hayata razı olman gerektiğine. Hiçbir zaman inandıramadım seni, o sıradan hayatta benim de bir yerim olması gerektiğine.
Bir köşede başlarken yağmur
Şarabını yudumlardı şair
Kadehinin kırmızılığı hoşnut ederdi boğazı düğüm düğüm olan yüreğini
Sabırsızlığını dört duvara neşreden kedi gibi ciğerini dağlayan merhametsizliklere göğüs geren şair
Beklerdi
Gelmesini kelimelerin parmak uçlarına
Mürekkepsizliğini anlatmak isterdi sararmış nahif kağıda
Zerafetten yoksun bu cihanda aramıyordu da anlam
Lakin aklının sokaklarında koşup duran gaspçıyı yakalamalıydı bir an önce
Tanrının onu aslında mükemmel bir müzisyen olarak yarattığını bilmeliydi gaspçı
Piyanonun başında kendinden geçmeliydi
Notalar yaramaz ve çıkmaz yüreklere yola çıkmalıydı
İşte o zaman kelimeler yol alacaktı
Bir sokaktan öbür sokağa giderken şehirler kurulacak
Gelişecek ve yıkılacaktı
Sanmıştım. O kadar çok sanmıştım ki. Boğuluyordum sandıklarımda. Beni sevdiğini sanmıştım. Çünkü öyle söyledin. Seni seviyorum, dedin. Ben de sevdiğini sandım. Hisler hakkında da yalan söylenirmiş, sayende anladım. Öyle saldın ki gölgeni üzerime senin karanlığını aydınlık sandım. Sen benim ışık kaynağımsın sandım. Hiç düşünmedim ki ışığımı çaldığı. Yapmazsın sandım. Sonra sözler verdin. Öyle sözler verdin ki bileklerimde sözcüklerinden oluşmuş bir halat belirdi. Bana bekle dedin. Ben de zamana ihtiyacın var sandım. Çabalıyorsun sandım. Çok bekledim, beklerken de çok ağladım. Gözlerimden akan yaşlar bileklerimdeki halata ulaştı. Halat öyle ıslandı ki yosun tuttu her bir yanını. Canım çok yandı, yosunlar hep kaşındırdı tenimi. Sana seslendim. Bakmadın. Duyarsın sandım. Gölgen üzerimde halatım ellerinde. Çok bekledim, zaman nasıl geçti anlamadım. Beni anladığını sandım. Halbuki ben senin sayende ıslak ve karanlık bir köşedeyken sen aydınlığa çevirmişsin kafanı. Beni ardında bırakmışsın. Hiç ilerlemiyorsun sanmıştım. İlerlemiyorduk ama beraberdik diye düşünüyordum. Sonra anladım ki sen verdiğin her sözü bir düğümle eklemişsin bileklerimdeki küflü halata. Sen çok uzaktaymışsın meğer. Uzaktan sözler verip elinde tutuyormuşsun beni. Beni kaybetmekten korkuyorsun sanmıştım. Aslında çoktan kaybolmuştum ben. Sadece gidemiyordum. Kıpırdayamıyordum. Öyle alışmışım ki karanlığa. Gözlerimi açamadım, kafamı çeviremedim diğer tarafa. Nefes alamadım. Aydınlıklara ait değilmişim gibi hissettim ilk önce. Öyle alışmışım ki küflü ve nemli havaya. Gönlüm ferahlığı anlayamadı. Ben sanmıştım ki beni hiç bırakmazsın. Öyle de oldu. Hiç bırakmadın ama beni bırakmaya mecbur ettin. Şimdi öyle yanıyor ki canım. Tekrar o karanlıkta olsam diyorum. Öyle alışmışım ki karanlıktaki o yokluğa. Kavuştuğum