Şahane bir baş ucu kitabı… Bildiğimiz fakat hatırlamaya ihtiyaç duyduğumuz öğretiler; güzel çizimlerle kitapta yer alıyor. Okumaya ve hatırlamaya değer…
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Hayatının Anlamı Kaybettiğin Yerde kitabı, temelde mutsuzluk ve mutlusuzluk kavramları üzerinden ilerlemekte. Kitapla birlikte bu kavramların arasındaki farklar ve bu farkın bilinmesinin hayatımızı daha anlamlı hale getireceği anlaşılmakta. Ayrıca “mutlusuzluk” kavramı Klinik Psikolog Dr. Mehmet Şakiroğlu’nun litaratüre kazandırdığı bir kavram olduğundan oldukça dikkat çekici.
Hayatının Anlamı Kaybettiğin Yerde kitabını okudukça bazı gerçekler ansızın yüzünüze çarpıyor ve ister istemez üzerine düşünmeye başlıyorsunuz . Kendinize sorular soruyorsunuz. Vereceğiniz cevapların yolunuzu aydınlatacağını biliyorsunuz.
Peki gerçekten; “An” ı kovalarken gerçeklerden kaçıyor muyuz?
İçinde bulunduğumuz tüketim çağında, geçici hazların peşinde koşarken hayatın gerçeklerinden kaçıyor muyuz? Yoksa hep en değerli biz miyiz? Zaten kazanmayı, başarmayı, hep daha…sını olmayı hak ediyor muyuz?
Tüm bunlar olumsuz duygulara tahammül kalmama durumuna mı getiriyor bizleri?
İstersen olur, çalışırsan başarırsın gibi yargıları içeren bir anlaşmaya imza atarak dünyaya gelmediğimizi kavramamız gerekiyor. Çünkü her istediğimiz olmayabilir ve gerçekten çalışsakta başaramayabiliriz, elde edemeyebiliriz.
Kitapta kişisel gelişim, NLP gibi yöntemlerin etkisiz olduğu belirtilirken eleştirel ve sert bir üslup konusu. Temelde ne anlatılmak istendiği anlaşılsa da -pozitif düşünmenin var olan potansiyeli motive edeceği fakat olmayan potansiyeli yaratamayacağı gibi- 5 temel kişisel gelişim argümanının hatalı ya da yanlış olduğunu söyleyen kısımda; örneğin “anı yaşa” değil bütünüyle hayatı yaşa gibi bir yazım biraz sert gelip akla şu soruyu getiriyor: Anı yaşamadan, anın kıymeti ve değeri bilinmeden, fark etmeden hayat bütünüyle nasıl yaşanır? Bu tamamen “an” peşinde koşmak anlamına
Satır satır çizilecek bir kitap, iyi aile yoktur.
Yer yer kendinizi içinde bulduğunuz, yer yer diğer insanları anladığınız...
“Hayatta herkes her an her şeyi yapabilir ve kimin ne yapabileceği benim kontrolüm, iradem dışındadır; bana düşen, benim sorumluluğumda olan, kim ne yaparsa yapsın orada benim ne yapacağım olur.”
Yani akrebin fıtratında sokmak var, ya senin? Sen nasıl davranacaksın... Onun gibi davranırsan ona benzemez misin? Eleştirdiğin şeye dönüşmez misin?
Yazar iyi aile yoktur derken her aile kötüdür demek istemiyor. İyi aile olma kavramı altındaki inanışlardan, geçmişten gelen öğretilerden bahsederek aile olma kavramını nasıl baltalandığına dikkat çekiyor.
“Çocuk olmak”, “Çocuk olmayı anlamak” kavramlarının içi dolu dolu anlatılıyor.
Bir ebeveynsiniz ya da değilsiniz fark etmez. Okunmaya değer bir kitap olduğundan tavsiye ediyorum.
İyi Aile YokturNihan Kaya · İthaki Yayınları · 20187,9bin okunma
Masallardaki simgelerin anlamları ve temsil ettiği şeylerle kadın psişesi(insan zihninin, bilincinin ve bilinç dışının tamamı) arasındaki bağı simgesel, tinsel hatta belki de biraz sihirli şekilde ortaya koyan yazar; kitabı, kurtlarla kadınlar arasındaki bağa değindirdiğinden kitabın adı “kurtlarla koşan kadınlar” çarpıcı bir şekilde dikkat çekmektedir.
Kitapta bahsettiği öykü ve masalları kadınlarla özdeşleştirerek simgelerin açıklamasını yapan yazar, aynı zamanda öykü ve masalları bir ilaç olarak görmektedir. Aynı zamanda “psişe” kavramıyla birlikte psikoloji bilimiyle bağdaşlaşarak ilerleyen kitap, farklı bölümlerden oluşmakta ve bu bölümler, isteğe bağlı olarak ayrı ayrı da okunabilmektedir. Her bölüm kendi içinde etkileyici masalları, bu masalların “kadın olmak”la bağlantılı olarak çözümlenmesini ve simgelerin açıklanmasını içermektedir.
Bazen rüzgara karşı durmak, bazen rüzgarla koşmak… Bütünümüzden gelen güce inanmak…
Kadınlar, “Hiçbir şeyin bulunmadığı yerlere kapılar çizer, bu kapıları açar, oradan yeni yollara ve yeni hayatlara geçerler.”
Yeter ki kadınlar kendi özüne inanmayı, kendi içine bakmayı, gerektiğinde karanlık ormanlara girip kendi içlerine dönmeyi unutmasınlar…
Not: Ayrıntı Yayınlarının, 50. basımdaki harf, kelime, imla hataları malesef göze çok çarpmaktadır.
“Yaşamak için bir nedeni olan kişi, hemen her ‘nasıl’ a dayanabilir.”
Nietzsche’nin bu sözünde, ne demek istediğini iliklerinize kadar anlayacağınız kitapta, toplama kampındaki mücadelesini anlatan yazar, aynı zamanda kendi geliştirdiği “Logoterapi” yaklaşımına değinmektedir.
Aynı koşullarda olan insanlarının davranışlarına dair gözlemlerin bulunduğu kitap, akla “İnsan doğuştan iyi midir? Yoksa bu durum koşullara göre değişebilir mi?” sorusunu getiriyor.
Toplama kamplarına dair ne zaman bir kitap okusam, belgesel ya da film izlesem içimde bir yerler kanıyor. Çünkü “Bu kadar kötülük, acımasızlık mümkün mü?” sorusunun altından kalkamıyorum.
Beni çok etkileyen bir alıntı olan, Almanya’da bir lise müdürünün eğitim-öğretim yılı başında öğretmenlere gönderdiği o mektup…
"Kamptan sağ kurtulanlardan biriyim. Gözlerim hiçbir insanın görmemesi gereken şeyleri gördü. İyi eğitilmiş ve yetiştirilmiş mühendislerin inşa ettiği gaz odaları, iyi yetiştirilmiş doktorların zehirlediği çocuklar, işini iyi bilen hemşirelerin vurduğu iğnelerle ölen bebekler, lise ve üniversite mezunlarının vurup yaktığı insanlar…
Sizlerden isteğim şudur: Öğrencilerinizin insan olması için çaba harcayın.
Çabalarınız bilgili canavarlar ve becerikli psikopatlar üretmesin.
Okuma yazma ve matematik, çocuklarınızın daha fazla insan olmasına yardımcı olursa ancak önem taşır."
Yani işin özü, “İnsan Olmak” kavramından geçiyor. Zaten tüm kadim öğretilerin ve din öğretilerinin, özü bu değil midir? “İnsan Olmak” Yapabileceğimiz en iyi şey “İnsan Olmak”…
“Dünya kötüye gidiyor!” diyerek suçu insandan, atıl olan dünyaya atıyoruz gibi geliyor, oysa hepimiz elimizden gelenin en iyisini yapmalıyız…