Düşünce, inanç, totem, batıllarımızla veya herhangi bir sebeple; hayallerimiz, hedeflerimiz, imkanlı/imkansız isteklerimiz gerçekleşebilir. En büyük sebebi çok isteyişimizdir. “Şey” i bu kadar istediğimizde ona yönelik bir hayat yaşarız. Ona bağlı kararlar alır, eylemlerde bulunuruz. Çabalarız. Biraz olsun o isteğe yaklaşırız veya tümden elde ederiz. Bu inanç bize öyle güç vermiştir ki ne engeller aşarız.. Ancak bunu sağlayan sadece onu düşünmek değil onun için yapılan süreçlerdir, eylemlerdir. Bir şeyi sürekli düşünmekten, ona zaten sahipmiş gibi davranmaktan, hep pozitif bakmaktan bir cacık olmaz. En iyi ihtimalle kendimizi kandırırken moralli oluruz.
Yazar, kitap boyunca düşünce gücünün, frekansların, atomların, DNA ların vs isteklerimizi kusursuz gerçekleştirdiğinden bahsediyor. Bilimsel, sosyolojik, psikolojik çalışmalarla destekliyor. Anlaşılan hayatın hilesini bulmuş. Bize hayranlarından gelen mektupları kanıt gösteriyor. Çeşitli ve çok iddialı hikayeler var.
O zaman bu iyi haber çünkü dünya savaşlarını, yoksullukları, iklim krizlerini düşünerek bitirebiliriz. Sonuçta çok isteyince oluyor..
Hayatımda iki kere çok düşündüğüm ve yürekten istediğim şeye ulaştım. Çabalamakla ilgisi yoktu. Sadece şanstı. Büyük bir şanstı. Burdan bakınca belki yazar haklıdır. Belki çalışan benim odak noktam ve düşüncemdi.
Ancak şunu kabul edelim: Hayatta “Sadece düşünerek rezonans alanımızı yaratır istediğimize ulaşabiliriz.” mekanizması varsa bile, her zaman işe yaramaz. Genelleme yapmak gerçekçi değildir. Bazen en büyük çabayı ve düşünceyi biz ortaya koysak da kaybederiz. Bazen başarır bazen başaramayız.. Genelleme yapmak gerekirse, şartlar uygun olduğunda piyango vurabilir. Uygun değilse akışta kalır, devam ederiz.
Yazar, Almanyalarda düşünce gücüyle oyalanabilir ama bu sistemi